Tüm kâinât olanca katmanları ve karmaşasıyla insânın içinde gizlenmiştir.
Şeytan, dışımızda bizi ayartmayı bekleyen korkunç bir mahlûk değil, bizzât içimizdeki bir sestir. Şeytanı kendinde ara, dışında, başkalarında değil! Ve unutma ki, nefsini bilen Rabbini bilir. Başkalarıyla değil, sâdece kendiyle uğraşan insân sonunda mükâfat olarak Yaradan’ı bulur ve tanır.
Esas kirlilik dışta değil içte; kisvede değil, kalpte olur. Onun dışındaki her leke ne kadar kötü görünürse görünsün, yıkandı mı temizlenir ve suyla arınır. Yıkamakla çıkmayan tek pislik, kalplerde yağ bağlamış olan haset ve art niyettir. İşte bundan sakın!
Allah, içte ve dışta her an hepimizi tamama erdirmekle meşguldür. Tek tek her birimiz tamamlanmamış bir sanat eseriyiz. Yaşadığımız her hadise, atlattığımız her badire eksiklerimizi gidermek için tasarlanmıştır. Rabb noksanlarımızla ayrı ayrı
uğraşır, çünkü beşeriyet denen eser, kusursuzluğu hedefler ve hak eder.
Kusursuzdur ya Allah, onu sevmek kolaydır. Zor olan hatâsıyla sevabıyla fânî insânları sevmektir. Unutma ki kişi, bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir ne de layıkıyla sevebilirsin!
Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?