Nasıl her şeye bu kadar kolay ikna oluyorsunuz? Anlamadığınız fikirlere tutunuyorsunuz, tanrılara yalvarıyorsunuz, birbirinize sonsuz aşk yeminleri ediyorsunuz… Sonra tüm inançlarınız yerle bir olduğunda, hiçbir şey değişmemiş gibi yolunuza devam ediyorsunuz. Bir de utanmadan buna gelişme deyip aslında hiçbir şeyden ders almıyorsunuz. Sözlerinizin, inançlarınızın kendi gözünüzde bile hiçbir hükmü, değeri yok aslında. Şu ya da bu yol fark etmiyor sizin için; yeter ki sefil varlığınızı manalı kılacak bir yalan olsun hayatınızda.
"Güle rengini veren kandır," derken ne demek istediğini şimdi anlıyordum. Hayatımızdaki güzelliklerin, felaket addettiğimiz bazı başka şeylerin neticesi olduğunu anlatmaya çalışmıştı ben kaz kafalı kulunuza. Kendine acımak, geçmişe yazıklanmak faydasız ve anlamsız bir işti. Olmak, olmamanın bir fonksiyonudur.
İçimi kaplayan duyguyu izah etmem zor. Kızgınlık, kırgınlık ya da düş kırıklığı değildi. Beklentiye dair beklentisini yitirmek gibi bir şey. Yıllarca yasını tuttuğunuz birinin aslında hiç yaşamamış olduğunu öğrenmek gibi bir şey.
Önce devrim yapacağız sonra halkı eğiteceğiz türü bir yaklaşım asla başarılı olamayacağı gibi ben bunun herhangi bir diğer totaliter ideolojiden farkını göremiyorum. Doğru düzgün bireyselleşmeyi başaramamış insanlardan doğru düzgün bir toplum yaratmasını bekleyemezsin. Benim için devrimcilik, öncelikle halkı, halk olmaktan çıkartmakta yatar. Elbette insana yakışan sosyalizmdir ama insanın da sosyalizme yakışması gerekir.