Sema

7/10
·293 syf.··
2026 4. kitabı
Hamnet…Şu sıralar filmi dolayısıyla üç okurdan en az birinin elinde olan o kitap. Maggie O'Farrell’in kaleme aldığı roman, Shakespeare’in oğlu Hamnet’in ölümünden yola çıkar. Tarihsel kayıtlarda Hamnet hakkında neredeyse hiçbir detay yoktur. Yazarımız ise bu boşluğu bilinçli olarak doldurur. Ancak eser boyu Shakespeare'in adı geçmez. Eşi Agnes romanın merkezidir. Bir diğer ifadeyle tarihin tozlu sayfalarında kalmış bir figür, burada yasın yansıması haline gelir. Belki de bu yüzden feminist bir yeniden yazım olarak da yorumlanabilir. Romanın en güçlü yanı ise bana kalırsa yasın yalnızca konu olarak değil, anlatı tekniği olarak da kullanılmış olmasıdır. Zaman doğrusal ilerlemez. Geçmiş ve şimdi birbirine karışır. Hatıralar geri gelir, aniden kesilir. Böylece yası hayatın içinden bir yerden yakalarız. Yazarımız, yası dramatize etmez. Onu gündelik yaşamın içine yerleştirir. Sessizlikle, boşlukla, eksiklikle anlatır. Ev aynı evdir ama artık başka bir duygu hakimdir. Ve elbette şu ince ama güçlü bağ: Hamnet ile Hamlet arasındaki yankı. Roman bunu açık açık söylemez ama ima eder. Bir baba, kaybettiği oğlunun adını sahnede yeniden yaşatır. Sanat bir nevi acıyı dönüştürme biçimidir. Acı, kelimelerle kendini yansıtır, bir tragedyaya dönüşür. Film uyarlamasına da değinmeden geçmek olmaz. Ben de filmi yakın zamanda izledim ve özellikle finalde kurulan bağ beni gerçekten etkiledi. Abartıya kaçmadan, metnin ruhuna sadık kalarak… O sahnede gözlerim doldu diyebilirim. Uyarlamalarda genellikle en büyük risk, metnin derinliğini kaybetmektir. Hamnet’te ise romanın yas atmosferi, o ağır sessizlikte kendini bulmuş.
HamnetMaggie O'Farrell · Domingo Yayınevi · 20249,7bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi·312 syf.··
2026 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 17 Ocak 2026 16:25
Shakespeare’in III. Richard oyununda, Richard’ın uykusuna öldürdüğü insanların hayaletleri girer ve her biri ona aynı cümleyi söyler: “Yarın savaşta beni düşün.” Bir nevi her hayalet Richard’ın susturduğu vicdanın yansımasıdır ve ölülerin hiçbiri kendini unutturmak istemez. Tıpkı Marias’ın Yarın Savaşta Beni Düşün adlı eserindeki Marta gibi. Javier Marías, bu repliği romanının adı yaparak güzel bir referans verir bana kalırsa. Yarın Savaşta Beni Düşün, bir gecelik karşılaşmanın ardından, yeni tanıştığı bir kadının anlatıcının kollarında ansızın can vermesiyle başlar. Bu noktadan sonra roman, ölenin geride bıraktıklarını konu alır aslında. Romanın bir yerinde “...şayet ölürsem yok olup giden ben olmayacağım sadece, geçmişim de yok olup gidecek benimle…” Burada asıl sarsıcı olan nokta ise ölümün ardından dünyanın kaldığı yerden devam etmesidir. Romanın diline baktığımızda ise şunu diyebilirim ki uzun süredir elimde benimle gelmediği yer kalmamasının bir sebebi vardı. Uzayan cümleler, anlamı tam olarak yakalayabilmenin zorluğunu daha da artırdı. Bazen dönüp bazı ifadeleri tekrar tekrar okumam gerekti çünkü zaman doğrusal değildi. Düz bir zeminde ilerlemiyordu, tıpkı zihnimin içi gibi. Bu yüzden yer yer konfor alanımın dışına itti beni. Ancak benim için yeni ve yetenekli bir yazar keşfetmenin tadı başkaydı. Javier Marias ile tanışmış oldum, bir sonraki eserine geçmek için hayatımın ve kafamın daha sakin olduğu dönemi bekliyorum.
Yarın Savaşta Beni DüşünJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 2021356 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2025 21. kitabı
Modern edebiyatın bana göre okunması en zor olan metinlerinden biri Molloy. Zaten Beckett’i anlamak, anlamaya çalışmak bile başlı başına çözülmesi mümkün olmayan bir paradoks. Kendisi ile ilgili emin olduğum tek bir şey var. O da dil ile düşünce arasındaki o kopukluk. Eser, Beckett’in üçlemesinin ilk kitabı. Molloy ise yaşlı, sakat ve evsiz bir adamı konu alıyor. Annesini arama çabası içerisinde. Ki bu konuda çoğu eleştirmen anne rahmine veya başlangıca ulaşma arzusunu simgelediğini belirtmiş. Ancak burada anlatıcımız güven vermez. Aksine annesinin nerede olduğu veya gerçekten var olup olmadığı bile bir muammadır. Bizi iç monologlara boğar, mantıksız ama mantıklı gibi gelen aşırı düşünme haline şahit oluruz. Kitabın ikinci kısmında ise Moran ile tanışırız. Moran, Molloy’u aradığını belirten bir dedektiftir. Ancak iç monologlarında kayboldukça onun Molloy’a adım adım benzediğini gözlemleriz. Bu da akıllara ikisinin de aynı bilinci paylaştığı fikrini getirir. Bu yıl okuduğum en rahatsız edici kurgulardan biri oldu Molloy. Devam kitaplarını okumakta bu yüzden tereddütlüyüm. Rahatlatmıyor, bir sonuç veya anlam vaadi sunmuyor. “Evet,” diyor, “sen modern insan; yaşıyorsun ama nedenini bilmiyorsun.”
MolloySamuel Beckett · Kırmızıkedi Yayınevi · 2018391 okunma
7/10
·496 syf.··
2025 18. kitabı
“Bir hayat sona erdiğinde, diğerinin başlayabileceğini kim bilebilir ki?” Kate Atkinson’ın Hayat Sil Baştan’ı tam da bu sorunun peşinde. 1910'larda geçen romanda, ana karakterimiz Ursula,  defalarca doğup ölüyor. Her seferinde küçük bir fark, bambaşka bir hayata kapı aralıyor. Bu noktada yazarımızı da takdir etmek gerekir ki bu alternatif hayatları öyle bir ustalıkla örüyor ki sizi pek sıkmıyor. Romanın en sarsıcı yönlerinden biri ise Ursula’nın kimi hayatlarında Hitler’in Almanyasına kadar uzanması. Aslında yazarımız birebir o dönemi Hitler üzerinden aktarmıyor. Aksine Ursula'nın kişisel hikayesinden yola çıkarak anlatıyor. Böylece o karanlık dönemi, bir kadının gözünden defalarca yaşıyor, dönemin sarsıcılığına birebir şahit oluyoruz. Yazarımız burada bir soru daha yöneltiyor bizlere: "Eğer zamanı geri alabilseydik, kötülüğü engelleyebilir miydik?" Bu sorunun cevabı ise roman boyunca satırlarda aksettiriliyor. Bir umut vaadetmiyor, kahramanımızı "bir kurtarıcı" anlatısına çekmiyor. Aksine her “yeni” yaşamın aynı hataları başka biçimlerde tekrarlayabileceğini anlatıyor.
Hayat, Sil BaştanKate Atkinson · Yapı Kredi Yayınları · 2015160 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2025 17. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 27 Eylül 2025 21:47
Dikkat sosyal medyada bir zamanlar oldukça popüler olan bu kitap hakkında methiyeler dizmek için bu yorumu kaleme almıyorum. Hikayenin elle tutulur bir yanı olsa da bence anlatımı oldukça tek düze ve sıradan. Daha iyi yazılmış gerilim dolu kitapları okumayı tercih ederdim. Sosyal medyada bu kadar övüldüğünden beklentim oldukça yüksekti. Ancak yazım dilinin sıradanlığı beni pek de sarmadı. Tabii hikayeden zevk almadım da diyemem. İki kadının da mücadelesi oldukça takdire şayandı. Ancak daha iyi işlenebilirdi diye düşünüyorum çünkü anlatım dili bu denli sığ olmamalı. Devam serisini okur muyum? Belki kafam çok dolu olduğunda dinlenmek için bir şans verebilirim. Ancak diğer türlü bir zaman kaybı olacağını düşünüyorum.
HizmetçiFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 202311,6bin okunma