Geçmişin ve şimdinin ağırlığı altında ezilen, kana bulanmış bir hançerle kalbi deşilen bir ülkeden, bisikletinin pedallarını çevirerek meydandan geçen bir kızın pembeli sarılı atkısının arkasında uçuştuğu bir ülkeye geçmişti. Sanki Bir bedende iki kişi taşıyormuş gibi hissediyordu. Biri acıdan kıvranıyordu, diğeri ise öylece uzanıyordu. Hangi dünyadan baksa öteki gerçekdışı görünüyordu.
Hiçbir şeyin kolaylaştığı yoktu. Zaman yaralarını iyileştirmemişti. Gözyaşlarına engel olmasına bile yardım etmemişti. Kederleri söz konusu olduğunda, zaman, nafile bir unutma çabasından başka bir şey değildi.
Hiçbir şeyi engelleyememişti. Geçmişin güçlü duvarlarına bir kez daha toslamıştı ve ıstırap içindeydi. Kafasını o duvarlara öyle sert çarpmıştı ki her yer kanıyla ve beyninin dağılmış parçalarıyla doluydu.
Burası bir bebek için uygun değildi ama mahkûmlar için mükemmel derecede uygundu. Onları susturmak için uygundu, çünkü seyredecek bir gökyüzü bile bulamayan insanlar susarlardı.