Çünkü inanmak istiyoruz.
Bir gülüşün gerçekliğine, bir sevincin gerçekliğine, bir öfkenin gerçekliğine, bir hüznün gerçekliğine, bir bahanenin gerçekliğine muhtacız.
Gülmemiz gereken yerde gülecek dermanımız yok, öfkelenmemiz gereken yerde
öfkelenecek cesaretimiz yok, üzülmemiz gereken yerde üzülecek kalbimiz yok.
Birbirimizin gerçekliklerine tahammülümüz yok. Kimse gerçeğin peşinde değil. Avutulmanın, teselli edilmenin, oyalanmanın, günü kurtarmanın peşinde. Bile bile kandırılmak istiyoruz. Kandırıldığımızın farkında olarak yalanları duymak istiyoruz.
Çünkü insan en çaresiz olduğu zamanlarda ancak bir yalanla rahatlayabilir.
Bir yalanın yalan olduğunu bile bile inanan insan da çaresizliğin en son raddesindedir...
"Şimdi konuşmuyorum, seneler sonra da konuşmayacağım. Hiçbir zaman karşılarına geçip intikam almayacağım. Düştüklerinde iyi olmuş bile demeyeceğim. Benim kelimelerim sesimden çıkıp kimseye çarpmayacak. Keşke bunun anlamını biraz olsun bilseydiniz."