" Kişilik radikal biçimde yeniden tanımlanıyor. Günübirlik hayatın sorunlarını duyguların prizmasından geçirmek suretiyle "TERAPİ KÜLTÜRÜ" insanları çaresizliğe mahkum ediyor. Mukavemet, dayanıklılık, insanı hayata bağlayan olumlu kişilik özellikleri değil de, bizi hayat karşısında yenik düşüren olumsuz özelliklerimiz öne çıkarılıyor. İyi ama acı, ızdırap ve hüznü hayattan tamamen kovarsak anlam üretebilir miyiz ?"
" Keder, japon toplumuna kaybı, geçiciliği ve kusurluluğu hatırlattığı için hoş karşılanmaktaydı. Kişinin sıradan keder ve yası yaşamasını engelleyecek bir ilacın onun kişiliğine, duyarlılığına ve manevi gelişimine zarar vereceği düşünülürdü..."
" Hikayelerimize sahip çıkabildiğimiz ölçüde kendimiz olmaktan yorumlayacak ve ruh üşümesine yakalanmayacağız. O hikayeler, bizden önceki nesillerin yüreğini nasıl ısıttıysa, bizi de öyle ısıtacak..."
" İnsan ilişkilerinde faşizan tutumları benimsemekten imtina etmeyenler, işçilerine hak ettiği ücreti vermemek için çırpınanlar, cinsel arayışlarını dini bir kılıfla örtmeye çalışanlar, gayriahlaki olanı nedense hep başkasının üzerinde teşhis eder. Oysa onların kör noktaları, kendi hayatlarının eğri büğrülüğü ve Tanrı karşısındaki samimiyetsizlikleridir..."