Ahrete inanmayan bir kişinin yalancı olması zorunluysa bu, inananların yalan söylemesini engelleyen tek şey cehennem korkusu demektir, eğer engelliyorsa. Bu kuralın yazarlarına ve onu uygulayanlara, Hıristiyan erdemini bu biçime sokarken kendi vicdanlarının sesini dinlediklerini varsaymak gibi bir hakarette bulunmayacağız.
İnsan hatalarını tartışma ve deneyim yoluyla düzeltebilir. Yalnızca deneyimle değil. Tartışma da olmak zorundadır ki deneyimin nasıl yorumlanacağı gösterilebilsin.
En hoşgörüsüz kilise olan Roma Katolik Kilisesi, dine hizmet etmiş bir kişinin aziz mertebesine çıkarılması sırasında bile bir "şeytanın avukatı"nı çağırır ve sabırla dinler. Öyle anlaşılıyor ki en kutsal insan bile, ölümünden sonra şeytanın ona karşı söyleyebileceği her şey bilinip tartılmadan onurlandırılamıyor.
Gerçeğin asıl avantajı şuradadır: Bir görüş doğruysa, bir kez, iki kez, hatta pek çok kez susturulabilir, ama çağlar içinde onu yeniden keşfedecek insanlar genellikle çıkacaktır, ta ki baskıdan kurtulup bir daha susturulamayacak kadar ilerleyeceği olumlu koşulların ortaya çıkacağı bir döneme denk gelene kadar.