Ailemizdeki bireyler dayanması zor travmalar yaşadığında,
suçluluk veya keder hissettiği zaman, algılanan duygular çok
yogun olabilir ve kontrol edebilecekleri veya çözebilecekleri boyutun ötesine gecebilir. Bu, insanın doğasıdır; acı çok büyük olduğunda, insanlar ondan kaçmaya çabalar ancak duygularımızı engellediğimiz zaman, bizi kendiliğinden serbest
bırakmaya götürebilecek gerekli iyileşme sürecine bilmeden engel oluruz.
Bazen acı kendini ifade edebilecek Veya cözüme kavuşabilecek bir yol bulabilene kadar saklı kalır. Saklı kalan duygular, genellikle bir sonraki nesilde açıklaması zor belirtiler halinde yüzeye çıkabilir.
Terk edilme, intihar, savaş veya bir çocuğun, ebeveynin ya da kardeşin genç yaşta ölümü gibi tür ve yoğunluk bakımından çeşitlilik gösteren üzüntü verici olaylar, şok dalgaları halinde sıkıntıyı bir nesilden diğerine aktarabilir. Hücresel biyoloji, nörobilim, epigenetik ve gelişim psikolojisi alanlarındaki son gelişmeler, travma modelleri ve tekrarlayan acıların arkasındaki mekanizmayı anlamak amacıyla aile geçmişindeki en az üç nesili
incelemenin önemini vurgulamaktadır.
Travmayı tedavi etmek birçok yönden şiir yazmaya benzer. Her ikisi için de doğru zamanlama, doğru kelimeler ve doğru resim gerekir. Bu faktörler ayarlandığı zaman, bedende hissedilebilecek anlamlı bir şey harekete geçer. İyileşebilmek için hızımız uyumlu olmalıdır. Bir resme çok erken ulaşırsak
köklenemeyebilir. Bizi rahatlatacak kelimeler çok erken ulaşırsa onları özümsemek için hazır olmayabiliriz. Kelimeler dakik değilse onları duymayabiliriz veya onlarla aynı rezonansta olamayabiliriz.
Onlarla ilgili hikayemize bakmaksizin, anne babamız bizden silinemez ve çıkarılamaz. İçimizde olduklarından, onları hiç görmemiş, tanımamış olsak bile bizler onların birer parçasıyızdır. Ailemizi reddetmek sadece bizi kendimizden uzaklaştırır ve daha çok acı verir.