Insanlar derin acılar yaşadığında, genelde bu acıdan kaçınarak kendilerini duyusal acıdan uzaklaştırmaya denerler.
Bu șekilde korunduklarını ve
çocuklarını da koruduklarını
düşünürler. Acıyı görmezden gelmek gerçekte onu derinleştirir. Bastırılan șeyin genellikle yoğunluğu artar. Ailevi acıları konuşmamak, onları iyileștirmek için nadiren etkili bir
stratejidir. Acı, başka bir zamanda, genelde sonraki nesillerin korkularında ve anormalliklerinde kendini göstererek tekrar su üstüne çıkar.
Bir ebeveyn reddedildiğinde ya da saygı duyulmadığında,
genelde çocuklarından bir tanesi reddedilen davranışı tekrarlayarak ebeveynini temsil eder. Bu şekilde, çocuk aynı acıyı
çekerek kendini o ebeveynine eşit hâle getirir. Çocuk şunlan
söylüyor gibidir: "Aynı şeyleri ben de çekeceğim bu sekilde bu yoldan yalnız geçmek zorunda olmayacaksın." Bu sadakatle Çocuk acıyı bir sonraki nesillere aktarır.
Problem ebeveynlerimizin bize
yaptıkları değil, bizim hala bu olanları nasıl algıladığımızdır.
Ebeveynlerimiz bize zarar verdiğinde, genellikle bunu kasten yapmazlar. Çoğumuz ebeveynlerimizden yeterince ilgi görmediğimizi hissederiz. Fakat ebeveynlerimizle barışık olmak
onlardan aldığımız ve alamadığımız, her şeyle barışık olmak demektir. Bize verilenlere bu açıdan baktığımızda, her zaman göstermeseler dahi sadece iyiliğimizi isteyen ebeveynlerimizden güç alabiliriz.
Travma çözümlerken karşılaşılan en büyük bariyerlerden biri,
kaynağın genellikle görünmez olmasıdır. Duygularımızı anlayabilmemiz için bir içerik olmadan genellikle hangi adımlar atmamız gerektiğini bilemeyiz. Çekirdek dil, bir travmanın kaynağını görüş alanına getirir, böylece geçmiși yeniden yaşarken çektiğimiz acılardan özgürleşebiliriz.