…gümüş renkli taze balıkları nasıl fıçılardan çekip çıkararak müşterilere sunduklarını, ağızları acıyla açılmış balıkların nasıl korku dolu altınsı gözleriyle hiç ses etmeden kendilerini ölümün kollarına bıraktıklarını ya da kıyametler kopararak ve umutsuzlukla ölüme karşı direndiklerini izledi. Daha önce de kimi zaman olduğu gibi bu hayvanlara acıdı, içini insanlara karşı üzüntüyle karışık bir hırs bürüdü.
Neden bu kadar duygusuz, kaba, akıl almayacak ölçüde aptal ve sersemdiler?
Ne diye hiçbir şeyi görmezlerdi? Balık satan erkekler olsun, kadınlar olsun, alacakları balık üzerinde pazarlık eden müşteriler olsun, neden bu ağızları, ölesiye korkmuş bu gözleri ve çılgınca sağı solu döven bu kuyrukları, bu boş yere sürdürülen tüyler ürpertici umarsız savaşı, olağanüstü güzel bu gizemsel hayvanlardaki o dayanılmaz değişimi, son nefeslerini vererek cansız serilip kalmadan, kendilerini gülüp oynayarak tıkınacak kişilerin sofralarına çıkarılmak üzere içler acısı et parçalarına dönüşmeden önce nasıl en son hafif bir titreyişin can çekişen derileri üzerinde bir ürperti gibi gezindiğini görmezlerdi? Hiçbir şeyi görmüyordu bu insanlar, hiçbir şeyi bilmiyor ve hiçbir şeyin farkına varmıyorlardı, hiçbir şey sesini işittiremiyordu kendilerine.