Erlere "İleri!" emrini verip subay olarak arkadan yürümek kolaydı; pusuya düşersek ilk ateşte ölecek olanlar, önde gidenlerdi. Ama biraz vicdan sahibi olan bunu nasıl yapardı! Emrindekilerinin de ardından ağlayacakları vardı; onlarda can taşıyordu.
Ne talihsiz bir millet, ne çileli bir nesiliz... Haçlı Seferleri'nin Islamiyet'i yeryüzünden kazmaması için atalarımız evlatlarını hiç hesap yapmadan harcadılar. Karşılarında bir duvar gibi durduğumuzdan Hristiyan alemi bize düşman oldu. Kanlı mücadelemiz yüzyıllarca sürdü. Bu uğurda her şeyimizi tükettik; son dönemde ise durumumuz dayanılmaz derecede dramatikleşti. Içine sürüklendiğimiz gayya kuyusundan nasıl çıkacağımızı bilmezken şimdi de din kardeşlerimizle bogusuyoruz. Ahh Rabbim, bize akıl ve feraset ver."
Toprak soğuktu; çiseli, bulanık havalarda rüzgar devamlı esiyordu. Islak çukurlarda kemikleri sızlayan, öksürdükçe gözlerinden yaşlar boşanan askerlerimizin yüzleri tunçtan maske geçirilmiş gibi yanmıştı. BÖYLE DURUMLARDA ZAMANIN NE KADAR FECİ BIR ŞEY OLDUĞUNU, NASIL DA GÜÇ GEÇTİĞİNİ İNSAN ANLIYORDU...
"Ey göz alabildiğine uzanan Büyük Türk Mezarlığı! Nasıl bir ölü uykusundasın ki bunca şehidin kanı seni yeşertmedi. Halâ derin bir sükût içindesin; bir dile gelsen, neler anlatırsın neler..."