Şiirin dille ilişkisi, erotizmin cinsellikle ilişkisine benzer. Aynı biçimde, şiir denen sözel duruşmada dil, doğal amacı olan iletişimden sapar. Dil doğal olarak çizgiseldir; sözcükler, akan su gibi birbirini izler. Oysa bir şiirde çizgisellik kendi üstüne kıvrılır, adımlarını geriye doğru izler, dolambaçlanır. Düz çizgi, ilk-örnek değildir artık, yerini daire ile sarmal almıştır. Dilin emeklemekten vazgeçip ayaklarını yere bastığı boşlukta sendelediği an gelip çatar; sonra artık kımıldamadığı, kendini saydam bir cisme -bir küp'e, bir küreye, bir dikilitaşa- dönüştürdüğü an gelir, sayfanın tam ortasına sağlamca kurulur. Anlamlar yakınına ya da uzağına düşer; her iki yönde de kendilerini silip geçerler. Sözcükler, düzyazıda söylediklerini söylemiyorlardır artık; şiir ,anlatmaya özenmez, var olmaya özenir yalnızca. Şiir, tıpkı erotizmin üremeyi ayraca alması gibi iletişimi ayraca alır.
Şiir ile erotizm, duygulardan kaynaklanır, ama o alanda kalmaz. Katları açıldıkça imgesel kümeleşmeler yaratırlar: Şiirler ve törenler.
Cinsellik, erotizm ve aşk, aynı olgunun farklı yüzleridir, hayat dediğimiz şeyin görünümleri. Üçünden en eskisi, en anlaşılabilir, en temel olanı, cinselliktir. Cinsellik, asal kaynaktır. Erotizm ile aşk, cinsel içgüdüden türeyen kalıplardır: Cinselliği sık sık bilinemez bir şeye dönüştüren billurlaşmalar, yüceltmeler, saptırmalar ve yoğunlaşmalar; tek merkezli dairelerde gördüğümüz gibi cinsellik, bu tutku geometrisinin merkezi ve eksenidir.
Erotizmi cinsellikten ayıran en önemli şey, kendini açığa vurduğu kalıpların sonsuz çeşitliliğidir. Erotizm yaratıdır, hiç durmayan bir değişmedir; cinsellik ise hep aynıdır. Erotik edimin kahramanı cinselliktir, daha doğrusu cinsiyetler. Çoğul kullanmak şart, çünkü tek başına alınan hazlarda bile cinsel istek