Mel

On sekizinci yüzyılda üzerinde yaşadığımız gezegenin jeolojik olarak sertleşmesi için gerekli milyonlarca yılın oluşturduğu derin zaman keşfedilmişti. Bugün ise uzaktan hareket etmenin yarattığı dromolojik gerçeklik etkisinin yüzeysel zamanı icat edilmiştir. Yerlerin katı jeofizik gerçekliğinin madde-zamanı, yerini sanal gerçekliğin ışık-zamanına bırakmıştır. Bu durum her tür sürenin hakikatini değişikliğe uğratmış ve bir zaman kazasına; her tür gerçekliğin, şeylerin, canlıların, sosyo-kültürel olguların gerçekliklerinin hızlanmasına neden olmuştur ... Örneğin bugün Internetteki şebekeler çevresinde örgütlenen "sanal cemiyetler" meselesini nasıl değerlendirebiliriz? Bugün dünyanın her yerinde yetmiş milyon Internet kullanıcısı anındalık sayesinde birbirleri nezdinde "tele-varolan" mümin cemaatleri oluşturmaktadır. Yakında, on-line kameraların her yerde mevcut olma özelliği bu durumu daha da kuvvetlendirecektir.  *** Bütün bunlar, kendisinin mutlak olarak şizofren olduğunu ilan eden, canlıların nihai olarak sanallaştınlmalarını savunan bir bilimsel geleceğe beyaz bir sayfa, hayal edilen bir memleket, seçilmiş bir toprak sunuyor: "İnsanlık, insanın elinden dokunulabilen ve görülebilen her şey alındıktan sonra geriye kalan şeydir. *** Radyoaktif enerjiyle maddeyi parçalayan atom bombası'nın ardından yaşadığımız binyıl sonunda ortaya ikinci bir bombanın hayaleti çıkmıştır. Bu bomba enformasyonun interaktifliği aracılığıyla uluslar arasındaki barışı parçalama yeteneğine sahip olan enformasyon bombası'dır. *** Bu durumdan en ufak bir şüphe duymadan korkulu bir akrabalığın mirasçıları ve torunları haline gelmiş bulunuyoruz. Artık genler, sperm ve kan tarafından değil, adı k'onulamayan bir teknik bulaşma tarafından aktarılan kalıtsal bozuklukların mahkumlarıyız.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?

Mel

, bir kitap okudu
Puan vermedi·144 syf.·
7 günde okudu
·
2022 40. kitabı
Paul Virilio
8.4/10 · 75 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2022 36. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2022 20:22
Dövmenin dünya sahnesindeki tarihçesinden başlayıp, kendi topraklarımıza uzanan bir “homo esteticus” yolculuğu kitabı diyebiliriz. Etnisite, din, coğrafya, yaş ve cinsiyet gibi değişkenlerin dövme üzerinde etkileri, bu geleneksel toplulukların inanç, süsleme, sembolik kodlamalarına ilişkin ne tür anlamları ve işlevleri olduğu incelenmiş. Bu anlamlar ışığında bu topluluk ve bireylerin algıları, değerleri hakkında bir sonuca varma hedeflenmiş. Dövmenin, dinsel, büyüsel, psikolojik, tıbbi, estetik ve erotik yönleri hakkında bilgiler aktarıyor. Dövme kimi zaman bir zenginlik göstergesi olarak kullanılmış, kimi zaman da suçlu ve mahkûmları ayırt etmek için. Birçok toplulukta aidiyetlik göstergesi olarak kullanılmış olsa da, bir tılsım amacı güdülerek de yapılmış veya toplum içinde evlilik yaşına basmış erginleri vurgulamak için ama şu bir aşikâr ki, dövmeler günümüzden farklı olarak daha pragmatik amaçlı bir kullanıma sahipmiş. Dövmenin tarih içindeki yeri ve gelişimi hakkındaki antropolojik tadındaki bilgilerinden sonra Güneydoğu Bölgesinde kullanımı yaygın olan Dak/Dek diye adlandırılan sembolleri bizlere tanıtıyor. Bu bölgede Dak/Dek’in yaygın kullanımı olan bazı köylere giderek yerinden bilgiler ve fotoğraf derlemeleri sağlamış. Bu sembollerin tek tek anlamlarını detaylıca aktarıyor. Bu simgeler bedene rastgele seçim ve nakşedildiği izlenimi verse de yapılan onca araştırmaya bakılacak olursa tarihsel izleği çok daha derin gibi duruyor. Avusturalya, Amerika, Okyanusya, Orta ve Uzak Asya gibi ülkelerde dövme kültürüne dair araştırmalar 19. Ve 20. yy’da başlamış ancak ülkemizde bu konudaki araştırmaların 20-30 yıldır başladığını ve yetersiz bulduğunu söylüyor. Kaygısı; geleneksel dövme motiflerini yeni neslin sahiplenmediği için yavaş yavaş yok olacağını, bu etnografik
Kaybolan İzlerMümtaz Fırat · Yapı Kredi Yayınları · 201736 okunma
Dövmecilik, yalnızca bedene işlenen bir resimden ibaret değildir; aynı zamanda ruha işlenen bütün gelenekleri ve soy felsefesini de yansıtır. ... Öyleyse, Baudelaire’in ünlü deyişiyle, bu kafaların bizimkilere oranla çok daha yoğun bir şekilde “bir simgeler ormanında” dolaştıklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Yalnız bunlar, onlara özgü simgelerdir. Bunlar bizimkiler gibi belli bir anlayışın ürünü olmayıp bir anlamda insanın karşısına hazır bir şekilde çıktıkları, bütünleşmeler aracılığıyla da nesnelleştirdikleri için, kavranmadan kabul edilmektedir.