İnsan aklını sınırında, yaratılışı üzere tutmak; hayr üzere ihtiyar eylemesini sağlamak; insandan, bizatihi kendinden, öncelikle yine kendini, sonra öteki insanları ve tüm Evren’i korumak için elzemdir.
Emniyet sözcüğü ile iman sözcüğünün aynı kökten gelmesinin işaret ettiği üzere din, her şeyden önce insan aklının metafizik güvenliğini sağlar. Bu nedenle, Tanrı inancı aklın en-üst sınırı; bir manzume olarak din de aklın terbiyesidir.
Mü'minûn, 23/29. Ayet
وَقُلْ رَبِّ اَنْزِلْن۪ي مُنْزَلاً مُبَارَكاً وَاَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِل۪ينَ
Yine de ki: "Ey Rabbim! Beni bereketli bir yere kondur. Sen konuk edenlerin en hayırlısısın."
Unutulmamalıdır ki, makul Tanrı ve din inancı, daha doğru bir deyişle Tanrı’nın ve dinin nazari idraki, inananlar üzerine farzdır( olmaz-ise-olmazdır.) Ve yine bilinmelidir ki, suret ile fiil, form ile fonksiyon, biçim ile işlev birbirini var eder, gerektirir ve sürekli birliktedirler; biri olmadan ötekinin varlığı yalnızca bir vehimdir.