Güneş hüzünlü hüzünlü yükseldi; güneşin üzerine vurduğu hiçbir şey, sahip olduğu yetenekleri ve güzel duyguları kullanma becerisinden yoksun, kendi yararı ve mutluluğu için bir şeyler yapmayı beceremeyen, dahası bu feci halinin farkında olan ve bu feci halin onu tüketmesi pahasına kendinden vazgeçen bu adamdan daha hüzünlü değildi.
"Ne zamandır gömülüsün?"
"Neredeyse on sekiz yıldır."
"Çıkarılmak için ümidin var mıydı hâlâ?"
"Uzun süre önce tükenmiști ümidim."
"Yeniden dirileceğini biliyor musun?"
"Öyle diyorlar."
"Umarım dirilmek istiyorsundur."
"Bilemiyorum."
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana
Dünyayla ilgili hiçbir fikri olmadan bu kapalı köşkte büyütülmüş bir çocuk. Böyle bir sabinin ileride mutlu olmasını imkan var mı hiç.
“ Hayatı bilmiyor ki ondan bir şeyler istesin. “