Kitap; yalnızlık, kadınlık, kayıplar ve varoluş sancılarını ironik, yer yer hüzünlü ve alabildiğine gerçekçi bir dille anlatıyor. Modern kent hayatında kimliğini arayan bir kadının, sabah işe gitmekten kedisinin yokluğuna, içsel hesaplaşmalarından absürt bürokratik ilişkilerine kadar genişleyen bu anlatı; ‘küçük görünen’ anların altında ne kadar büyük duyguların yattığını gösteriyor. Özellikle ‘Âdemler’ bölümüyle aşkı, erkekliği ve ayrılığı ters yüz eden yazar; zekice bir mizahı, varoluşçu bir melankoliyle harmanlıyor. Sir Arthur ve Kaybedilenleri Bulma Ofisi gibi gerçeküstü detaylar, metne şaşırtıcı bir evrensellik katıyor. Okudukça hem gülümseyecek hem de boğazınızda bir şey düğümlenecek. Kendini arayan, kaybeden, bulamayan ve yeniden yola çıkan herkesin mutlaka kendinden bir şey bulacağı bir kitap. Bu metin, sıradan hayatların içindeki olağanüstü boşlukları anlatırken sizi de içinizin unutulmuş köşelerinde bir yolculuğa çıkarıyor.