Bir İstanbul sokağında tanışsaydık.
Sancaktar Yokuşu’nda mesela…
Farklı olur muydu sonlarımız?
O zaman da kaçırır mıydın sonu olmayan bakışlarını?
Belki severdim o zaman bu şehri,
katlanırdım da kirli havasına
sen olsaydın yanımda…
Beşiktaş’tan bir vapura binsek
(ama simit alıp)
dalga seslerini dinlerdik.
Martılar da gelir biraz sonra,
bir parça koparıp paylaşırız onlarla
ama daha çok ben…
sen bana baksan yeter.
Kadıköy’e varmışız akşamüstü.
İnerken iskeleden sana bakıyorum gizli gizli…
Anlayacaksın diye ödüm kopuyor
ama bu sefer anlasan dünyanın sonu olmayacak.
Yürüyoruz acelesi olan insanlar içinde.
Lakin bizim yetişmemiz gereken bir yer yok
çünkü bu sefer denk geldik seninle.
Sahil tarafına doğru yürüdük sonra.
Büyük bir taş bulup oturduk.
Ben bir şeyler anlatıyorum,
dalgalar kıyıya hücum ediyor.
Biraz ileride bir abi var, o da gitarıyla eşlik ediyor.
Sen de beni izliyorsun,
bakıyorsun gülümseyip…
kaçırmadan gözlerini…
çevirmeden başını…