Hiçbir felaket meydana gelmediğinde arkamıza bakmadan ilerleriz, ufka bakarak dümdüz ilerleriz. Başımıza bir trajedi geldiğinde, yoldan dönüp oraya musallat olarak yeniden inşaya geçeriz. Her hareketin, her kararın kaynağını anlamak isteriz. Yüz kere geri sararız. Sebep-sonuç ilişkisi konusunda uzmanlaşırız. İzini sürer, parçalara ayırır, otopsi yaparız. Insan doğasına dair her şeyi ve olayları meydana getiren ve kolektif güçlerin hepsini bilmek isteriz. Sosyolog, polis ya da yazar, bilemeyiz, saçmalarız, istatistiklerde bir rakam olmayı, büyük resimde bir virgül olmayı anlamak isteriz. Oysaki kendimizi bunca zaman eşsiz ve olumsuz sanmışızdır.