Ne zaman nasıl öğrendiğimi hatırlamıyorum herkese bu kadar iyi gelmem gerektiğini. Mutlu etmezsem yaşamayacakmışım gibi. Biraz uzaklaşsam geri dönülmeyecek belki. Hayır dersem kimse kabullenmeyecek sanki. Var etmeye çalışırken, yardım etmeye çırpınırken, iyi hissettirmeye çalışırken yoruldum. Zarar görmesin, yara almasın, kalbi kırılmasın, canı yanmasın diye uğraşırken yoruldum.
Bir dönüp doğaya bak. Kendi kurallarıyla doğuyor güneş. Kendi ışığından başka aydınlıklara ihtiyaç duymuyor ay. Kar, eriyor diye yadırgamıyor kendini. Yağmurlar kendilerini beklentilere göre yağdırmıyorlar. Milyonlar bir araya gelde cemreyi kışın ortasında düşüremiyorlar mesela. Gökkuşağı biz çok istedik diye görünmüyor. Atlar, sahipleri istiyor diye yarışıyor, gönülleri yok. Kuşlar, insanlar istedi diye kafesleniyor, kimseye bağımlılıkları yok. “Allah kahretsin kırmızıyım!” Diyen çiçek yok. Arkasından konuşulanlar yüzünden uykuları kaçan kedi yok. “Beni ayıplamasınlar” diye kendini sürekli izleyen köpek de yok. Kendilik ve kabul var doğada. “Sen de artık var olanınla kabul et kendini” dedim
Sen olma, “en” ol diyor sosyal hayat. Bildiği her yolu deniyor, en zeki, en güzel, en yakışıklı, en ulaşılmaz, en sevilen, en büyük, en güçlü, en dokunulmaz, en farklı olmak için.