Ne gülünç bir şey şu hayat - beyhude bir amaç için acımasız mantığın gizemli bir düzenlenişinden ibaret. İnsanın bu hayattan umabileceği şey olsa olsa kendisine dair -hayli geç gelen- biraz bilgi ve bir sürü giderilemez pişmanlık.
Hiçbir korku açlık karşısında dayanamaz, açlığı giderecek bir sabır yoktur, açlığın olduğu yerde tiksinti filan kalmaz; hurafelere, inançlara ve tabiri caizse prensiplere gelince, bunlar bir meltemle bile saman çöpü gibi uçar gider. Sürüp giden açlık hissinin şeytaniliğini, insana nasıl işkence ettiğini, akla gelen kötü düşünceleri, karanlık ve tehditkar vahşiliğini bilmez misiniz? Ben bilirim. Açlıkla doğru düzgün savaşmak için insanın içindeki bütün kuvveti kullanması gerekir. Sevdiklerini kaybetmek, şerefini kaybetmek, ruhunun lanetlenmesiyle başa çıkmak gerçekten de böyle uzun bir açlıkla başa çıkmaktan daha kolaydır. Acı ama gerçek.
'O hayvanda bir yaşam tılsımı var,' dedi, 'ama bu ülkede böyle bir şey ancak hayvanlar için söylenir. İnsanlar için değil -anlıyor musunuz - burada hiçbir insanda yaşam tılsımı yoktur.'
Yalanlarda bir ölüm hissi, bir ölümlülük tadı vardır - hayatta en çok nefret ettiğim ve tiksindiğim, unutmak istediğim şeydir bu. Yalan bana acı çektirir, midemi bulandırır, sanki çürük bir şeyi ısırmışım gibi gelir. Mizaç meselesi herhalde.