Sahip olduğum ne varsa, ne hırsla savunacağım ne de umursamazca dağıtacağım. Bana verilenden daha büyük bir şeye sahip olmam gerektiğine inanmayacağım. Yaptığım iyiliklerin sayısını ve ağırlığını değil, iyiliği, yaptıklarımın verdiği kıymeti önemseyeceğim. Biri hak ettiği bir şeyi aldığında benim için asla pahalıya mal olmayacak. İnsanların fikirleri, yargıları için bir şey yapmayacağım, her şeyi kendi bilimcimde yapacağım. Bilincimden hareketle yaptığım her şeyin insanların gözü önünde yapıldığına inanacağım. Yememin ve içmemin tek sınırı doğamı devam ettirmek olacak, karnımı doldurmak ve boşaltmak değil. Dostlarıma karşı hoşnut, düşmanlarıma nazik ve yumuşak davranacağım. Bana sorulmadan isteneni vereceğim ve ahlaken doğru olan istekler için her zaman hazır olacağım. Dünyayı vatanım, önümde arkamda tüm davranışlarımda ve sözlerimde hüküm sahibi olan tanrıları da onun yöneticileri olarak göreceğim. Doğa ruhumu geri aldığında ya da usum onu serbest bıraktığında vicdanımın ve emeklerimin iyi olduğuna, kendi özgürlüğüm dahil bir başkasının özgürlüğünü kısıtlamadığıma tanıklık ederek bu dünyadan ayrılacağım. Tüm bunları yapmaya niyetlenecek, isteyecek ve deneyecek biri tanrılar diyarına doğru yol alacaktır, ulaşamasa bile onun için şöyle denecektir. Evet, düştü ama yüce şeylere cüret etti.