Bir zamanların gelecek olarak düşlediği dijital bir çağda yaşıyoruz. Şanslı mıyız tartışılır. Dijital dünya bir girdap. Çok güçlü ve insanlığı büyük bir iştahla içine çekiyor.
Kırgınlıktan, yorgunluktan, içinde bulundukları içsel boşluktan mustarip insanlık ise bu kuyuya büyük bir istekle düşmeye devam ediyor.
Sanal alemin tehlikeli bir tarafının var olduğu gerçeği, eminim ki hepimizin aklına nadir de olsa gelmiştir. Ancak çok fazla üzerinde durmadan beynin arka raflarına atıyoruz bu fikri çoğu zaman. İşimize gelmiyor belki de.
Bedenimizin bir parçası haline getirdiğimiz telefonumuz yakınımızda olmadığında, elimizi uzatıp dokunamadığımızda huzursuz hissediyoruz. Yeni doğmuş bebeğinin başından ayrılamayan anne misali yavrumuz gibi sımsıkı sarılıyoruz.
Ne ara bu hale geldik/getirildik.
Gönüllü kölelik olarak ifade edilen bu çağda bilinçli olarak hür olmak için çaba gösteren bir kesim var. Zamanını, zihnini, enerjisini kontrol etmeye çalışan, hayatı yaşamaya değer görüp kendiyle baş başa olmayı seven, benliğini kölelikten kurtarmak isteyen bilinçli çok insan var.
Ve işin vehametini bilmediğimiz çok kötü durumda olan dijital yerliler var.
“Ağ” kitabı sanal dünyanın girdabına düşmüş insanlara telkin, uyarı niteliğinde bir özeleştiri kitabı.
Samimi ve açık bir dille insanlığın düştüğü bu tehlikeli yolun sonunu bizlere öngörerek anlatmaya çalışan, kendimizi, sevdiklerimizi iyileştirdikten sonra diğer insanlara da şifa olmamızı isteyen bir kitap.
Ağ kitabı birçok yönden sanal aleme karşı bende bir farkındalık oluşturdu. Teknolojinin hayatımıza kattığı kolaylık yadsınamaz bir gerçek ancak onu sağlıksız, iradesiz, kontrolsüz ve takıntılı bir şekilde kullandığımızda, kontrolü kaybettiğimizin bile farkına varamadığımızda özerkliğimizi kaybediyoruz. Zihnimizin, dikkatimizin,