Özlem Küskü

Özlem Küskü

DerleyenÇevirmenEditör
8.1/10
3.961 Kişi
·
11,8bin
Okunma
·
10
Beğeni
·
1.139
Gösterim
Adı:
Özlem Küskü
Unvan:
Editör ve çevirmen
Doğum:
Beykoz. İstanbul, Türkiye, 1984
1984 yılında Beykoz’da doğdu. Ege Üniversitesi Kimya Bölümünü bitirdi. Yine aynı üniversitede Eğitim Fakültesinde yüksek lisansını tamamladı. 2009 yılında medya sektöründe çalışmaya başladı.

Skyturk360 televizyon kanalında 5 yıl süreyle haber programları yapımcılığı ve editörlüğü görevlerini üstlendi. Çok sayıda belgeselde yapımcılık yaptı, senaryo süreçlerine dahil oldu. 2015 yılında yayıncılık dünyasına geçti. 2017 yılından beri Destek Yayınları’nda yayın koordinatörü ve editör olarak çalışıyor. Ayrıca Beyaz Baykuş Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmenliğini sürdürüyor ve çeviri kitapları yayıma hazırlıyor.
İnsan yalnız başkaları için değil, kendisi için de bir gizemdir. Kendimi inceliyorum ve sıkılınca, zaman geçsin diye bir puro yakıyorum; düşünüyorum: Tanrı benimle ne demek istedi ya da benden ne yapmak istiyor? Bunu yalnızca O biliyor.
Böylece, aşkta mükemmel olmayı diliyorsanız, o halde bu görevi yerine getirmek, aşkta karşınızdaki kişiyi bütün kusurları ve zaaflarıyla olduğu gibi sevmek için gayret edin; onu olduğu gibi sevin.
128 syf.
Nezih bir apartman dairesinde kendine yeni bir yaşam kurmaya beyaz bir sayfa açmaya hazırdı. Aslı'dan yeni boşanmış ve bir süre psikologluğa ara vermiş olan Erdem daha ilk gününde kapısını çalan Yakup ile tanıştı.

Tek bir günde hayatınız nasıl kararabilir hiç düşündünüz mü? Emin olun Erdem'de bunu hiç hayal etmemişti. O sadece sorunlarından kaçmayı ve kendine yeni bir başlangıç yakalamak için doğru zamanı arıyordu. Bekle, doğru zaman mı? Tam olarak öyle değil okur, önce Yakup girdi sabahın körü sonra Adem ve ah susumayan iç ses var elbette...

Bir apartmanda 2 insan; biri kapıcı diğeri psikolog... Adem kim? Peki ya susmayan aşağılayan o baba? Kendini bu hikayeye hazırla okur, kitabın ortasında kitabı kapatıp derin bir soluk alacaksın. "Nasıl oldu bu?" diyen iç sesin merakına yenik düşüp kitaba kaldığın yerden devam etmene neden olacak.

Psikolojik bir gerilim var burada ama bir fark var. İnsani değerler okur, mevzu insanlık değerleri saydam bir köprü gibi karakterler üstünden @gurgenozz yazar anlatmış.

Kitabı eline alıp sakın hayıflanma, kısa olmasının püf noktası yazarın seni bir oturuşta şaşırtıcı bir kurgu ile içine çekmesi olacaktır. Daha önce @gurgenozz cümleleriyle tanıştın mı bilemem ama yakın zamanın Çağdaş Edebiyat başlığı altında sağlam bir psikolojik gerilim yazarlarından biri haline geleceği çok açık!

Tebrikler yazar, cümlelerini yine şaşırtmayıp çok sevdirdin. Kötü bir günün aksine verimli bir okuma günü için tavsiyemdir.

#kötübirgün #gürgenöz #destekyayınları
128 syf.
·10/10 puan
muhteşem bir kitap gerçekten... aralarda özellikle sona doğru yaşanan göz dolmaları her şeyi özetliyor aslında. Kitabı okurken ister istemez kendi geçmişime gittim , çocukluğuma gittim bazı yerlerde kitabı okuyorum ama anlamıyorum gitmişim çünkü yine geçmişe :D bolca modern yaşam tahayyülü var kitapta yani okurken ister istemez gündelik yaşamda bir şeylerle etkileşim içine sokuyorsunuz . Bana çok iyi geldi bu kitap eminim sizlere de iyi gelecektir... özellikle bu kitapta şunu hissettim sanki azınlık bir grup mevcut ve ayakta kalmak için birbirimize yardım etmeye çalışıyoruz... kısacası herkesin okuması gereken bir kitap , ertelemeyin derim dostlar...
288 syf.
·3 günde·9/10 puan
Hiç bir zaman bir araya gelmez denilen hayvanlar Bir araya geliyor birbirlerine merhamet besliyorlar yaşadıklarına empati kuruyorlar ve insanoğlu ise kendi çıkarları ve bencillikleri ile onlara zarar veriyor. Bilimsel verilere dayalı yazılar konuya örneklerle anlatılan yazılarla çok etkileyici ve farkındalık yaratacak bir kitap. Mutlaka okunması gerektiğini düşünüyorum. Hayvanları çok seven ve belgesel izlemeyi çok çok seven biri olarak bilmediğim çok şey varmış bu kitap sayesinde öğrendim. İlk sayfasından son sayfasına kadar dostlarımızın yaşadıklarını ve onların duygusal dünyasına giriyoruz. Dünyanın her yerinde hayvanların duyguları olduğunu ve ellerimizin arasında acı çektiğini biliyoruz. Öyle yazılar okudum ki gözyaşlarımı tutamadığım anlar oldu ve insanlığımdan utandım diyebilirim. Biraz çaba ile onları oldukları halleriyle kabul edip dünyamıza davet ederek, hayatlarını çok daha iyi bir hale getirebiliriz. En azından bu kadarını onlara borçluyuz.


Biyomedikal Mühendislik Doktoru ve Birleşmiş Milletler Barış Elçisi olan Jane Goodall'ın önsözünü yaptığı Hayvanların Duygusal Dünyası 6 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler
1 Hayvanların duygu durumu ve bunun önemi
2 Bilişsel etoloji: Hayvan zihnini ve kalbini incelemek
3 Hayvani tutkular : Hayvanlar ne ister
4 Vahşi adalet, empati ve adil oyun: Hayvanlar arasında itibar görmek
5 Zor sorular şüphecileri cevaplamak ve bilimde belirsizliğin ele alınması
6 Etik seçimler : Bildiklerimiz ne işimize yarar
Labaratuvarda kullanılan hayvan sayılarına bakmak ister misiniz?
İnsan olmayan hayvanların sevgilerini yasalarını, öfkelerini çaresizlik zamanlarında neler yaptıklarını ve nasıl belli ettikleirni öğrenmek istermisiniz?
Hepsi ve daha fazlası bu kitap da...
Burada ilk defa inceleme yazıyorum inşallah memnun kalırsınız bir hatam olduysa af ola
176 syf.
·1/10 puan
Bu sıralar yıllık hedefimi tutturmak için yoğun şekilde kitap okumaya başladım. Elime aldığım kitabı tek oturuşta ve bitirmeden bırakmıyorum. Bunu da bitirmek zorunda kaldım ama bir de bana sorun... Kitabı birkaç iyi yoruma güvenerek almıştım ama sonra anladım ki aynı kalemden çıkmış farklı sitelerdeki reklam amaçlı yorumlarmış. Ben de bu yazıyı şimdi her sitede paylaşacağım. Ben böyle kötü çok az kitap okudum. Zaten sürekli kendini tekrar ediyor. İşin özü hayır diyebilmek. Ama kitapta bir kere ahlak kelimesi geçmiyor. Her milletin özgün kültürü vardır ama bu dikkate alınmamış hele ki Türkler hiç dikkate alınmamış. Bu ülkenin kültürüyle hayır kelimesini yoğurmak yerine sadece her önünüze gelene hayır diyin geçin yazılmış. Bazı işleri de hayır demek için değil "hayrı" olsun diye yapmak lazım. Mesela bizde birinin cenazesi veya düğünü varsa bizden ricaları olabilir, getir götür işleri yapabiliriz. Bunu etik değerleri olan birisi hayır diye kolayca geri çeviremez. Ayrıca o işleri yaptığımızda daha huzurlu hissederiz. Özgür olmak adına hayır demekle de her zaman huzura kavuşamayız. Bu kitaba göre hayır diyin geçin. Ayrıca kendi verdiği örnekler de mantıksız. Mesela; yumurtanı rafadan mı omlet mi kayısı kıvamında mı yersin diye sorulduğunda, biz fark etmez diyorsak, hayır demeyi bilmiyormuşuz...Öyle mi? Burada hayır demek için önemli olan yumurta yemek istemiyorum diyebilmektir. Eğer fark etmez diyorsak bu, yumurtayı sevdiğimiz içindir. Otobüste kimsenin size temas etmesine izin vermeyin yazıyor. Bunu İstanbul'da bir deneyin bakalım. "Rahatsız oluyorsan git taksiye bin" kavgasını göze alamazmışız. O zaman otobüse binmeyin kavga etmeyin herkes taksiye binsin, özgürlüğümüz bu bedelini de kitabı yazanlar paylaşır değil mi? Komik...
216 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
“Kötü şeyler herkesin başına gelir. Önemli olan bundan sonrası. Ya oturup durmadan kendine acırsın ya da canın acımasına rağmen kalkarsın ve yola devam edersin.” diye başlıyor kitap.
Doğruyu söylemek gerekirse bir arkadaşımın YouTube kanalını tavsiye etmesiyle tanıdığım Beyhan Budak’ ın bu kitabına biraz ön yargılı yaklaşmıştım . (Tarihi bile dizilerden öğreniyoruz abi neden okuyayım , video’ larını izlerim demiş bile olabilirim ) Tabi öyle olmadı.

Duygu durum tedavisi alanında yazılmış birçok yabancı kitaplardan sonra yerli ve milli ( as bayrakları as ) bir kitap görmek beni mutlu etti. İnsan’ ın hayatı boyunca problemlerle karşılaştığı ve bu nokta da bunları kabullenmek mi yoksa savaşmak mı isteyeceğimiz yönünde , gerçek vakalardan esinlenerek kurgulamış olduğu vakalarla kitaba destek vermesi en güzel yanlarından biri olmuş aslında.

Beyhan bey’ i internetten takip edenler var ise konuşmalarında sanki sadece size hitap ediyormuş gibi bir tavrı olduğunu bilir, bu kitapta da tam olarak öyle sanki sadece size konuşuyor gibi ya da kitapla konuşuyorsunuz gibi.

Kitabın genel olarak işlediği konu ; insanın kendi ile olan ilişkilerinin yanı sıra ikili ilişkilerinde ya da çevresinden kaynaklanacak problemlerin keşfi - tanımlaması - çözüm yolunda yapılacaklar ve daha sonra takibini konu alıyor. Tabi yazar kitabın en başında ilk amacının : bir zamanlar bildiğimiz ama unuttuğumuz şeyleri hatırlatmak olduğunu söylüyor. Oldukça başarılı ve faydalı bir kitap.
İncelemeyi kitapta en çok sevdiğim cümle ile bitirmek istiyorum ; Asıl problemin , kendi kendini bile ciddiye almayacak insanları ciddiye almandır.
Keyifli okumalar.
Alternatif olarak ;

https://youtu.be/YYgk_ARcLdQ
176 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitabı çok seven ve kitabı çok saçma bulan olmak üzere 2 okuyucu kitlesi var anladığım kadarıyla.
Ben 9 puan verip çok seven kısımda yerimi alıyorum. Nitekim kitabı boyama kitabına çevirmişken, bu kadar alıntı yapıp düşük puan vermem kitaba hakaret olur.
Kitabın temel odak noktası "hayır" diyebilmemizin önemi. Neden hayır dememiz bu kadar önemli? Çünkü bu hayata tekrar gelmeyeceğiz. Var olan bir ömrümüzü de başkasının eline ipleri vererek, ne istediğimizi bile bilmeyerek yaşamamız hayal bile edilemez.
Kitabın ilk bölümünde kısa bir test oluşuyor. Verdiğiniz cevaplara göre sizi sınıflandırıyor. Ben zaten hayırcı çıktım ama olayları aslında önümüze çıkması muhtemel sorunlar üzerinden vermiş olması benim için güzel bir başlangıçtı. Olaylar için verdiği örnekler benim o denli hoşuma gitti ki kitabın puanı daha başlarda gözümde yükseldi.
Ancak... Evet geliyor olumsuz kısım :D Kitap kendini çok tekrar ediyor. Bir noktada sonlarda ufak da olsa kendi ile çelişti dersem yalan olmaz. Kitabın başlarında hayır dedikten sonra alternatifler sunmamız karşı tarafın haklı olduğu duygusuna kapılmasına neden olabilir derken sonlarda suçlu hissediyorsanız alternatif gün verebilirsiniz dediğinde "oldu o zaman ne anlattın sen bu saate kadar, hani hayırlarımız kesinlikten oluşacaktı!" diye yazara bi çıkışıverdim. Aslında bu kadar sınırlarımız konusunu tekrar etmesi beni rahatsız etmedi. Onun yerine zorla kafamıza sokulmaya çalışılan bir bilgi gibi düşünmeye itti. Zaten kitabı beğenmeyenlerin çoğu bu tekrar durumundan ötürü kızmış. DEDİĞİM GİBİ 2 AYRI OKUR KİTLESİ VAR. DOLAYISIYLA SEVER MİSİNİZ, SEVMEZ MİSİNİZ HİÇ EMİN DEĞİLİM. Bu yüzden kitabı ufak da olsa bir inceleyin sonra almaya karar verin. Herkese keyifli okumalar dilerim. Gönlünüz kadar güzel bir geçirin.
424 syf.
·2 günde·8/10 puan
YouTube kitap kanalımda sizin için sanata en iyi başlangıç kitaplarını önerdim ve bu kitabı da yorumladım: https://youtu.be/PegBH1HDrr0

"Her şey sanat için potansiyel bir konudur." Alain de Botton

Bu sitede bugüne kadar kültür ya da sanat ile ilgili pek inceleme paylaşmadım fakat mesleğim gereği bir sanatçı olmamdan ötürü artık bir şeyler yazmam gerektiğini anladım.

Mesleğim gereği bir sanatçıyım dedim, evet, yani mimarım. Fakat maalesef ülkemizde mimarlık, sanat tarihi, sanatçılık, ressamlık ve bunun gibi güzel sanatların içi o kadar güzel boşaltıldı ki doldurmak için elimizden hiçbir şey gelmiyor artık. Rant siyasetiyle günden güne yükselen sanat dışı üretimlerden dolayı sanat kaçacak yer arıyor. Bu da yetmiyormuş gibi sanat ve yetenek gerektiren moda, tekstil ve grafik tasarımı gibi bölümlerin içinden yetenek sınavları çekip alınıyor. Ne taraftan bakarsanız bakın, saçma, liyakatsizce ve bomboş şeyler bizim günlük atmosferimizi oluşturuyor.

Oysaki Umberto Arte ile Sanat kitabı öyle mi? Umberto Arte'nin atmosferinde Van Gogh'un yaşayan canlı çizgileri, Leonardo da Vinci'nin sürekli aradığı kusursuzluk ve tamamlanma hissi, Caravaggio'nun ışık ve gölge ressamcılığını başlatması, Rembrandt'in kutsal metinleri ışık ve gölge ressamcılığıyla resmetme başarısı, Dadaistlerin sanat karşıtlığı, Klimt'in kadın bedenini yüceltmesi ve erkeği kompozisyon dışı bırakması, Holbein, Picasso, Bosch ve nice kaliteli sanatçının düşünceleri var.

Hele ki bu kitap sayesinde bir isim keşfettim, onun adı Käthe Kollwitz. Yani şu linkteki tabloya sadece bir bakar mısınız?
https://uploads5.wikiart.org/...d-1924.jpg!Large.jpg

Elinde sakladığı ekmeği bir çocuğuna gizlice yediren, diğer çocuğunun acılı bakışlarına maruz kalan bir anne bu. Dünyanın acılarına kayıtsız kalamayan, o kayıtsız kalamayışı renksiz bir şekilde ve diğer resimlerinde görebileceğiniz üzere savaş karşıtlığıyla da resmeden muazzam bir kadın ressam keşfetmiş oldum. Ayrıca bu resmi Borchert'ın Ekmek öyküsüyle de bağdaştırdığımı söyleyebilirim. Bizim bu tür olaylara karşı pek empati yapabileceğimizi düşünmüyorum, zira onlarca yıllık hayatımda ekmeksiz ve aç kaldığım 1 gün bile hatırlamıyorum. O yüzden ne Kollwitz'i ne de Borchert'ı tam anlamıyla içselleştirip onların dediklerine empati kurabileceğimi hiç sanmıyorum.

Aslında bazen sanatı ben de eleştiririm. Hatta dadaist yaklaştığım zamanlar bile olur. Berger'in Görme Biçimleri kitabında dediği gibi, nü kadın resimlerinin tamamen o zamanki iş adamlarının o tür tablolar altında kadınları ne kadar ezdiklerini kanıtlamaları açısından yapıldığını öğrendiğimde bu yaklaşımım daha da güçlendi. Tablolar o kadar inanılmaz fiyatlara satılıyor ki, o milyonlarca liranın çok küçük bir yüzdesinin bile bende olmasını istediğim düşünceler içerisine girebiliyorum. Zira biliyorum ki, o kıçı kırık kayıtsız hayatların yansıtıldığı ve milyonlarca liraya satılan tablolardansa, kendimin hedefleri doğrultusunca oluşturabileceğim yüzlerce gülümseme tablosu var. Sanat galerilerinde sekülerlik denizi içerisinde boğulan ve sanatı tamamen satın alma güdüsüyle metalaştırıp içindeki duyguyu yok eden bütün düşüncelerin dadaistiyim.

Mesleğim sanatçılık demiştim, evet. Mimarlık, insanların etrafındaki mekanları ve boşlukları tasarlayabilmesi bakımından bilim, matematik, sanat, felsefe, psikoloji ve bunun gibi pek çok alandan beslenen, yaşam kalitesini artırmak için savaşan bir hayat biçimidir diye tanımlanır derslerde. Peki, gerçek hayatta öyle mi? Kendisine sanatçıyım diyen mimarların şantiyelerdeki işçileri hor görmesi, aşağılaması ve onlara üstten bakması, esas sanatçılar olan ressamların ve sanat tarihi mezunlarının çoğunun ülkede işsiz kalıp sanatlarını icra edememesi ve hiçbir şekilde değer görmemesi, yatay ve yeşil dostu bir mimari anlayıştansa tamamen birilerinin cebini doldurmaya dayanan beton dostu ve siyasi bir rant mimarisi varken ülkemizde neyin sanatından bahsedebiliriz ki?

Oysaki hepimiz sanat eserleriyiz, hepimiz bir mimari eserin farklı zamanlarda farklı üsluplarca tasarlanmış versiyonları gibiyiz. Her yaşımızda farklı düşünceler içerisine girip bambaşka kişiliklere sahip oluyoruz.

Gereken değeri lütfen gerektiği zamanda verin, bu kitapta da anlatıldığı gibi büyük sanatçılar çok genç yaşlarda ölmüşler ve neredeyse hiçbirine yaşarken değer verilmemiş. Dünya, iz bırakmak isteyen insanları sevmiyor. İz bırakmakla uzaktan yakından alakası olmayan, aptallık ve yeteneksizlikle harmanlanan insanların bu kadar değer gördüğü bir zamanın ruhunda, Rembrandt'ın, Van Gogh'un ya da Modigliani gibi sanatçıların ve Oğuz Atay, Robert Musil gibi edebiyat sanatçılarının yaşarken değer görmemeleri ne kadar da bir ağız dolusu küfürlük!

Kitaba 8 puan veriyorum çünkü kitap içerisinde pek çok yazım yanlışı vardı, bunları da yayınevine bildirdim zaten. Bunun dışında Hızır Teppeev, Halil Paşa, Osman Hamdi Bey, İbrahim Çallı, Sami Yetik gibi muhteşem ressamların da kitapta olmasını isterdim. Umarım kitabın devamı ve başka tarzlar, ressamlar içeren hali de gelir.

Tabii yukarıdaki iğneleyici laflarımdan hiçbiri bu kitabın yazarı olan Umberto Arte'ye değil. Selam olsun, değer görmemiş ve anlaşılamamış sanatçıları böylesine değerli bir çalışmayla bize aşılamaya çalışan büyük Twitter hesabı Umberto Arte'ye.
216 syf.
·6 günde
Kitap genel olarak gaz veren kişisel gelişim kitaplarının tam tersine neyi, nasıl yapman gerektiğini, ne kadar yapabileceğini açık ve net ifadelerle okuyucuya hatırlatmaktadır. Yazarımızın kendi yaşamış oldukları ve de kendisine gelen vakalarla yola çıkarak anlatmak istediği konu hakkında verdiği örnekler günümüzde aynı sorunları yaşayan insanlar için faydalı olacağına inanıyorum. Özellikle kitabı okurken adeta bire bir diyalog içinde olduğunuzu hissedebilirsiniz. Herkese keyifli okumalar dilerim.
216 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Beyhan Budak, Youtube kanalında ‘Popüler Psikoloji’ ve ‘ Kendine Yardım’ konularında videolar yayınlamaktadır. Ayrıca kendisinin daha özel bulduğu Podcastler de yayınlanmaktadır.

Yazarın ilk kitabı, bu kitapta yayınladığı videolarda bahsettiği konuları daha kapsamlı bir şekilde ele almış. Bu videolarının kesinlikle izlenmesini öneririm.

Sık sık metaforlardan ve hikayelerden yararlanmış bu kitabı daha etkin kılmış. Yazarın kendi hayatından örnekler ve gerçek vakalardan esinlenerek kurgulanmış vaka öyküleri mevcut.

Kendisinin de ifade ettiği üzere kitabın amacı bilinen ama unutulan şeyleri hatırlatmak. Farkındalık oluşturmak açısından epey fayda sağlayabilir. Kendi içsel yolculuğunuz için güzel bir arkadaş.
176 syf.
hayır diyebilme ile ilgili genellikle okuduğumuz kitaplar yurtdışı kökenli olduğu için Avrupa kültürüne yönelik öneriler içeriyordu. Ve bu yüzden de çok uygulanabilir değildi.
Bu kitap birazcık daha sorunlu nedensellik çerçevesinde ve sorunun köküne inerek ele alıyor aynı zamanda çok da uzatmadan pratik önerilerle önce durumu resmediyor sonra sebeplerini açıklayıp en sonunda önerilerle bitiriyor. Bu konuda sıkıntı yaşayan arkadaşlara tavsiye ederim. Kitaba 10 üzerinden 8 verdim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Özlem Küskü
Unvan:
Editör ve çevirmen
Doğum:
Beykoz. İstanbul, Türkiye, 1984
1984 yılında Beykoz’da doğdu. Ege Üniversitesi Kimya Bölümünü bitirdi. Yine aynı üniversitede Eğitim Fakültesinde yüksek lisansını tamamladı. 2009 yılında medya sektöründe çalışmaya başladı.

Skyturk360 televizyon kanalında 5 yıl süreyle haber programları yapımcılığı ve editörlüğü görevlerini üstlendi. Çok sayıda belgeselde yapımcılık yaptı, senaryo süreçlerine dahil oldu. 2015 yılında yayıncılık dünyasına geçti. 2017 yılından beri Destek Yayınları’nda yayın koordinatörü ve editör olarak çalışıyor. Ayrıca Beyaz Baykuş Yayınları’nın Genel Yayın Yönetmenliğini sürdürüyor ve çeviri kitapları yayıma hazırlıyor.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 11,8bin okur okudu.
  • 902 okur okuyor.
  • 6bin okur okuyacak.
  • 192 okur yarım bıraktı.