Öncelikle siz benim kitabı bu kadar uzun sürede bitirmeme bakmayın. Kitap oldukça sürükleyici ve dili de oldukça kolay. Tabii ki bilmediğim kelimeler çıkıyor ama onun dışında cümle yapıları oldukça kolaydı.
Bu kitap, okuduğum ilk İngilizce romandı ve oldukça orijinal bir kurguya sahipti. Konusundan biraz bahsedeyim.
Baş karakterimiz Nora adlı bir kız ve kızımız hayatında karşısına çıkan fırsatları değerlendirmemiş ayrıca yaşı otuzlarda olan birisidir. Öte yandan arkadaşlarıyla ve abisiyle arası bozuk, işten atılmış, kedisi ölmüş yani kısacası hayatından memnun olmayan musmutsuz bir baş karakterdir. Daha sonra baş karakterimiz çareyi çokça antidepresan alıp intihar etmekte buluyor fakat bu daha bir başlangıç. Olaylar burada başlıyor çünkü Nora kendisini Geceyarısı Kütüphanesi'nde buluyor. Burada Nora'nın yaşayabileceği sonsuz olasılıkta hayatlar bulunmakta ve romanımız Nora'nın bunları deneyimlemesiyle devam ediyor.
Yaşadığı hayattan keyif almayan bir kız intihar eder ve ölümle yaşam arasında kalır. Orada bir kütüphanede onu eski bir tanıdığı karşılar. Kurgu bu ya, kız istediği başka bir hayatı yaşama şansına sahiptir. İstediği hayatı seçer ve dünyaya geri gönderilir. Seçtiği hayatı sevmediği zaman kütüphaneyi düşünüp yeni bir hayat seçebilecektir. Defalarca dünyaya gider ve gelir. Sonunda bir şey öğrenir.
Zaten kitabın amacı da bu şeyi bize öğretebilmek. Severek okudum
Bir süredir İngilizce kitap okumak istiyordum. Bu kitabın konusunu ve dilinin basit olduğunu duyduğumda hemen okumak istedim.
İntihar etmek isteyen, aşırı doz aldığındaysa kendini kütüphanede bulan bir kızımız var. Nora. Bu kütüphanede her kitap onun olası bir hayatını anlatıyor. Tek bir şeyi farklı yapsaydı hayatının gelebileceği noktaları inceliyoruz. Konu oldukça ilginç bence.
Öncelikle kitap çok iyi mesajlar içeriyor. Schopenhaur, Thoreau, Camus gibi sevdiğim filozoflardan alıntılar vardı. Yazarın felsefe temeli olduğu anlaşılıyor. Keşke biraz daha öne çıkarsaydı.
Kitabın sorunu ise sizi şaşırtmaması. Daha konuyu okurken sonunu tahmin ettim. Kitabı okurken de "Ne olur sonu şaşırtsın." dedim ama ne yazık ki öyle bir şey olmadı.
Sürükleyici ve okuması zevkli bir kitaptı ama konusunun beni çok derinden etkilediğini söyleyemem, beni düşündürmeye ve sorgulamaya itecek bir yanı yoktu.
Bu kitabı öncelikle gerçekten çok beğendiğimi söylemek istiyorum. Kitabı orijinal dilinden okudum ve içindeki alıntılar konusunda oldukça tatmin oldum. Keşke ergenlik çağlarımda okuyabilseydim dediğim bir kitap oldu, tabii o zamanlar bu kitap yoktu o ayrı bir mesele, eğer o zamanlarda okusaydım hayata bakış açımı oldukça değiştirirdi. Aslında şu anda 20'li yaşlarımın başında bile çoğu zaman geleceğim ile ilgili kaygı duyup hayatın beni nereye yönlendireceği konusunda çelişkiye düşüyorum ve öyle ki o zamanlarda "Keşke hiç yaşamasaydım." dediğim anlar bile oluyor. Eğer siz de bu tür hislere kapılıyor ve bazen hayatınızı sonlandırma isteği ile karşı karşıya geliyorsanız bu kitabı size kesinlikle öneririm. Her insanın hayatında seçimleriyle birlikte açılan yepyeni yollar var ve en küçük kararlarımız bile gidişatı tamamen değiştirebiliyor. Bunun korkutucu göründüğünü düşünsek bile aslında bu hayatın bize sunduğu sonsuz ihtimaller dizisi... Bunun güzel yönlerini gösteriyor aslında bize kitap. Yazarın diğer kitapları da sanırım bu temada ilerliyor onları da okumak isterim. Benim bu kitapla ilgili tek eleştirim çok gereksiz uzatılan kısımların olması oldu. Bence Nora karakterinin hayatlarının bazı noktalarda fazla uzatıldığını ve bunun da bıkkınlık getirdiğini düşünüyorum. Öyle ki ara ara kitabı bırakmayı bile düşündüm ama iyi ki de bitirmişim. Ben 15 yaşında olsaydım bu kitabı çok daha fazla severdim ama yine de oldukça beğendim. Orijinal dili de anlaşılır. B2 seviyesi İngilizce bilenlerin takip edebileceğini düşünüyorum. İyi okumalar.
Matt Haig'den okuduğum ikinci kitap oldu. Hayal gücüne ayrı yazım tarzına ayrı hayran kaldım. Sonunu bağlayacağı yeri az çok okurken hissediyorsunuz ama itiraf etmek gerekirse başka türlü bir sonu olsaydı kitap bu kadar hoşuma gitmeyebilirdi. Nora'yla birlikte farklı hayatlar keşfetmek çok keyifliydi.
Dili kolay anlaşılır olan, konusunun ilginçliği sayesinde su gibi akan bir kitap. Kendi hayatının her köşesinden sıkıştırıldığını hisseden bir kadının ölüm ile yaşam arasında kalışını, pişmanlıklarını, hayallerini, başkalarının hayali olmasına rağmen ona dayatılanları okuyoruz.
İngilizce okuma imkanı olan okumalı, imkanı olan yoksa bir süre sonra Türkçe basımı yapılacak kitabın, muhakkak okunmalı.
Aslında inceleme bile yazmayacaktım ama çok sinirlendim bu kitabın bu kadar övüldüğünü görüp benim gibi yüksek umutlarla okuyacaklara uyarıda bulunmak istedim.
Hayatında yüzlerce kez Alacakaranlık okuyan beni bile sıkıntıdan öldürdü ve vakit kaybı olarak nitelendirmeme sebep oldu kitap, nasıl ödül almış olabilir inanamıyorum. Beğendiğim sadece bir yer vardı ama yazar onu da harcamış.
Kitabın daha başından nasıl biteceği o kadar belli ki, hatta kitabın konusunu okuduğumda anladım neler olacağını. Tabiki bunlar kitabı kötü yapmazdı yazar anlatımı ile hikayeyi okunabilir kılsaydı ama o da yok, o kadar sıkıcı ve durağandı ki olay örgüsü. Yazar 150 sayfa yazıp herşeyi anlatabilirdi ama bunun yerine olayları döndürüp döndürüp anlatmış.
Kitabı sevenleri de anlayabiliyorum, eğer siz de daha önce hayata tutunmak ile ilgili hiçbir genç yetişkin kitabı okumadıysanız sevebilirsiniz ama bu türün yabancısı olmadığım için bana hitap etmedi, belki de yanlış bir zamanda okudum bilemiyorum.
-spoiler-
Sadece Hugo ile olan konuşmaları beni heyecanlandırdı ama yazar onu da derinleştirememiş.
Ayrıca eklemek istediğim bir konu da şu;insanlar intihar fikrinden böyle kolayca vazgeçip ben yaşamak istiyorum demez. Bu konunun ele alınışı da beni oldukça irite etti.
-spoiler-
6/10
Esere pek büyük umutlarla başlamıştım lakin benim için sakin ve yoğun olduğum zamanlarda hızlı bir okuma yapabileceğim bir kitap oldu. Kısa film ve diziler gibi hızlı aktı benim için. Aşırı beğenmediğimi belirtmek isterim. Eğer sadece okuyucuyu zorlamayan bir kitap ararsanız buyurun derim. İngilizce okuma pratiği yapmak için iyi olacağını düşündüğüm bir kitap, aşırı zor bir İngilizcesi olmayan ve yeni yeni ingilizce kitap okuma alışkanlığı kazanan kişiler için faydalı olacağını düşünüyorum.
Hayatımızdan her zaman memnun olamayabiliyoruz. Günden güne hissedilen eksik hisler, eksik insanlar, eksik heyecanlar bize zaman zaman 'acaba' dedirtebiliyor. Ya daha iyisi varsa? Geçmişte seçmediğim yollardan devam etseydim bugün nerede, kiminle, ne yapıyor olurdum? Nedense hep yaşayamadığımız hayat bize daima şimdiki hayatımızdan daha üst standarta sahipmiş gibi hissederiz.
Bu kitap uzun süredir kitaplığımda durmuş okunmayı bekliyordu. Ben her kitabın bir zamanı olduğuna inanıyorum, günlük hayatımızdan boğulmuşken bize bir nefes olabilmesi adına. Bu kitaba başlamam da bana yine böyle bir dönemde, unutmuş olduğum değerleri hatırlattı.
Nora hayatından bıkmış ve bir son vermek istemişti. Son verdikten sonra ise kendini bir kütüphanenin içinde bulmuş ve yaşayabileceği tüm olasılıklara tanıklık etti. Yüzeysel bakınca aslında hayatlar genel olarak fena sayılmazdı ama her birinde hissettiği eksiklik, hayal kırıklığı geri geliyordu. Kısacası, hangi hayata giderse gitsin, ne kadar ün kazanmış olursa olsun, ne kadar sevgi bağı kurmuş olursa olsun eksik olan şeyler hep onu buluyordu. Hayatın o duygusal iniş-çıkışı hep vardı. Aslında en başta yaşadığı hayattan daha fazla mutluluk vermedi hiçbiri. Kitabın sonundaki o mutlu aile tablosundan vazgeçerken Nora oraya yeteri kadar emek harcamadığından kütüphaneye geri döndüğünü söylemişti. Özellikle bu yeri beni çok etkiledi. Hayatımız ne denli kötü olursa olsun onu güzelleştirmek bizim emeğimize, bakış açımıza bağlı. Sonrasında ise etrafımızdakilerle olan ilişkimize yansımakta ve o sevgi bağları tekrar kurulmakta.
Kitapta bazı eksiklikler bulunabilir. Sürekli gel-git yapmak dikkatinizi dağıtıp bazı zamanlarda sizi yorabilir. Fakat, kitabı analiz ettiğinizde verilen mesajın sizi tatmin ettiğini hissedebilirsiniz.
Keyifli okumalar!
1975'te Sheffield'de doğan Matt Haig, edebiyat kariyerine 2004 yılında yayımlanan The Last Family in England'la başladı. Hamlet esinli The Dead Fathers Club romanı 2008 yılında Ölü Babalar Kulübü adıyla Türkçeleştirilmişti.