“Kinayeli tüm bayağı sözlerden nefret ederim; ‘birini tavlamak’ ya da ‘ birini elde etmek’ ise en iğrençleri. Anlamları ağır ve densiz; uydurulduğunda hoşa gittiyse bile zaman tüm boşluklarını çoktan yoketmiş.”
Artık ne kibri nâzırın, ne kâtibinin şakşağı.
tas tas ışık döküyorum başımdan aşağı,
güneşe bakabiliyorum gözüm kamaşmadan.
ve belki, ne yazık,
hatta en güzel yalan beni kandıramıyor artık.
artık söz sarhoş edemiyor beni,
ne başkasınınki, ne kendiminki.
Yani, sesimiz bu kubbede kalacak diye tesellimiz yok.
ben kendi payıma üzülmüyorum buna,
tesellisiz yaşamayı becerdim,
beceririm tesellisiz ölmesini de
Dünya bu…
doğrusu zaten hayatı seven,akıllı, iyi yürekli ölüler,
ne kırk bir günlük yas ister, ne “ benden sonra tufan!” der.
faydalı bir şeyler, bir söz, bir ağaç, bir gülümseme bırakarak çekip gider
ve dirilerle bölüşmez kabrinin karanlığını
ve kendi başına taşır ağırlığını taşının.
ve dirilerden hiçbir şey istemedikleri için ölmemiş gibi olurlar…