Merve Uyar

Çocukluk çağının en olumsuz duygulanımları suçluluk, değersizlik ve yetersizliktir. Bu duygular öyle derin, öyle kalıcıdır ki, sadece çocukluğu değil, yetişkinlik yıllarını da bir kıskaç gibi çepeçevre kuşatarak etkisi altına alır. SUÇLULUK, "Yanlış giden bir şey varsa sorumlusu kesin benimdir" duygusudur. Odada bir vazo kırılsa başını önüne eğen ya da koruyucu bir refleks gibi "ben yapmadım" cümlesini kendine kalkan edinen bir çocuk, suçluluk duygusuyla tanışmış demektir. Bu duyguyu yaşayan insanlar -bırakın kendi hayatlarını- dünyada ters giden bir şeyler olsa kendilerini suçlarlar. "Hep benim yüzümden" cümlesini o kadar çok kurarlar ki, kendi sebep oldukları iyiliğin ve güzelliğin neredeyse hiç farkında olamazlar. Bu duygunun açığa çıkmasının nedeni ise, çocukluk çağında yapılan hataların merceklenmesi, eleştirilmesi, kıyaslanması ve bu hatalar nedeniyle bağırılıp çağırılmasıdır. DEĞERSİZLİK ise, insanın hayatının ilk yıllarında kendilik algısını gözlerinden okuduğu annesi tarafından 'yanlış yapan kişi olarak muamele görmesidir. Anne ne kadar bağırır, ne denli aşağılar ve hırpalarsa, çocuk da o denli "ben değerli değilim" algısı oluşturur. Bu algıya sahip bir çocuk, yetişkinlik yıllarına geldiğinde dahi başkalarından değer görme eğilimiyle herkese yaranmaya çalışacak, yaptığı iyiliklerin alt satırlarında "böyle yapayım ki sevileyim ve değer göreyim" yönelimi olabilecektir. YETERSİZLİK, çocuğumuzun hatalarını gün yüzüne çıkarıp, "odanı topla demiştim bu yatağın hali ne böyle", "bir şeyi de doğru yap", "ben sana böyle mi öğrettim" gibi cümlelerle eksiklerini işaret ettiğimiz her an, içinde boy vermeye başlayacak yetersizlik ağacını da sulamış oluruz. "Ben zaten yapamam ki" düşüncesiyle girişimde bulunmayan, kendini pasifize eden, atıl kalan bir kişilik örüntüsü
Sayfa 55·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Vicdan, insanın içine koyulmuş en ideal polistir. Dışarıda ne kadar büyük yaptırımlar olursa olsun, bir insanı zararlı davranışlardan uzak tutan esas şey bu yaptırımlar değil, vicdanının hiç susturulamayan sesidir. Bir anne, çocuğunun vicdan gelişimini ne kadar destekler, içindeki vicdan sesini duymasına ne denli olanak sağlarsa, ahlaklı bir nesil inşasına o denli katkıda bulunmuş olur.
Sayfa 57·Kitabı okudu
Çocuğuna sevecen, bağışlayıcı ve anlayışlı davranan annelerin çocuklarındaki empati yeteneğini yükselttiğini, sinirli davranan ve kontrolcü annelerin çocuklarının ise, eşyalarını paylaşma, arkadaşlarıyla uyum içinde oynama, kızdığında şiddetli tepkiler vermeden çözüme odaklanma becerilerinin çok daha düşük olduğunu kanıtlamıştır.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Empati, bir başkasının duygularını, hislerini, yaşadıklarını anlayabilme yetisidir. Her insan empati yapma becerisiyle dünyaya gelir. Çocuk 2 yaşına geldiğinde başkalarının da duyguları olduğunu kavramaya, 4 yaşına geldiğinde ise bu duyguların nedenlerini anlamaya başlar.
Sayfa 54·Kitabı okudu
Korku insanı edilgen ve güçsüz kılar. Kendinden güçlü olana boyun eğmeyi fısıldar. Ebeveynin gücüyle çocuğunu ezmesi, “gelecekte seni gücüyle ezen herkese boyun eğ” öğretisinden başka bir şey değildir.
Sayfa 51·Kitabı okudu