Kedilere gitmek, o kaçık, o deli şeylere, inanılmaz, müthiş güzellikteki o kedi sürülerine gitmek gerek. ‘Kaplumbağa bağası’ renginde dedikleri, kan gibi, kızıl alevler gibi sarı, beyaz ve kara.
Seni hâlâ görüyorum: seni. Çocuk halinle. Bir kuş gibi, sonsuz ölümle ölüşünü. Uzun süren ölümün gelişini ve bedenin uçağın çeliğiyle yırtılışını; o, Tanrıya yakarıyordu, artık acı çekmemek için kendisini çabuk öldürmesini istiyordu O’ndan.
Bir yazarın yalnızlığında, canına kıyma vardır. İnsan, kendi özündeki yalnızlığa varıncaya kadar yalnızdır. Her zaman akıl almaz bir şeydir bu. Her zaman tehlikeli. Evet.
Kendinizin dışına çıkmaya ve çığlık atmaya yeltenmenin bedelini ödersiniz.
Bir kitap bittiğinde -yazılan bir kitap, demek istiyorum- ve siz bu bitmiş kitabı okuduğunuzda onun, sizin yazdığınız bir kitap olduğunu da, içinde neler yazılmış olduğunu da söyleyemezsiniz artık; tüm varlığınıza sinen bir bulgunun ya da iflasın neden olduğu hangi umutsuzluk ya da hangi mutluluk için yazıldığını söyleyemezsiniz. Çünkü sonunda, kitabın sonunda, böyle bir şey bulamazsınız. Yazı, bir bakıma tekdüzedir, uslanmıştır. Bitirilmiş, basılıp dağıtılmış bir kiıapta artık hiçbir şey olup bitmez. Ve bu kitap, dünyaya gelişinin çözülemez masumluğuna erişir.