Martin hayatının çoğunu denizlerde geçirmiş, güçlü bir insandır. Burjuva sınıfının ‘Morse Ailesi’nin oğlu Arthur’u bir kavgadan kurtarınca Arthur onu ailesi ile tanıştırmak için akşam yemeğine çağırır ve orada hayatını değiştirecek ve âşık olacağı tek kadını yanı Arthur’un kız kardeşi Ruth ile tanışır. Ayrıca orada sadece Ruth ile değil artık Burjuvanın gerçek yüzüyle de tanışmaya başlar. Ruth da kabullenemese de bu kaba işçiyi çekici bulur ve âşık olur derken onu kendi sosyal sınıflarındaki kabul gören erkekler seviyesine çıkarmak için eğitmeye karar verir.
Martin artık Ruth’u hak etmek için kendini geliştirmeye ve çalışmaya başlar. Kitaplarla herkesin öğrendiği zamandan daha kısa sürede kendini geliştirir ve yazar olmaya karar verir. Bu süreçte kimse ona destek olmaz, Ruth kendini onun yanındaymış gibi gösterir fakat kendisi de Martin’in yazar olmasını istemez elle tutulur bir işe girmesi gerektiğini düşünür. Martin’e atılan iftiralardan sonra da onu terk edecektir.
Martin yeri geldiği vakit fakirliğin, açlığın dibini görmüştür fakat yazarlıktan, düşüncelerinden, sevgisinden hiçbir zaman vazgeçmemiştir. Bu durum bir süre sonra meyvelerini vermeye başlamış ve artık ünlenecektir fakat Martin buna eskisi kadar mutlu olamayacaktır. Yanında artık kendisini gerçekten seven insanlar değil çıkarları için yanında olan insanlar olmaya başlamıştır. Bir süre sonra Martin hiçbir yere ait hissedemeyecek, bunalıma girecektir.
Kişisel düşüncelerim
Kitabı ilk okumaya başladığımda ne yalan söyleyeyim başlarda sıkıldım. Hatta bir ara bırakmayı bile düşündüm. Ama ondan sonra bazı konulardaki düşüncelerimi , bakış açımı çok değiştirdigini farkettim. Martin Eden aşkı o kadar güzel yaşamış ki bunu sevdiği kadın bile anlamamış. Aslında sevdiği , aşık olduğu ruth değil onun ruhuymuş.