Keşke düşünsen, hiçbir acı, hiçbir üzüntü, hiçbir keder, bir gün sona erecek hayattan daha uzun süreli değildir. Nasıl ki dünyada misafirsek, sevinçler de kederler de bizde öyle misafir. Nasıl ki dünya bizi ağırlıyorsa, biz de sevinç ve kederleri, üzüntüleri öyle ağırlayabiliriz.
Aşka inanıyorsun madem, aşkının kalbindeki kaderine de inanacaksın.
Aşk, kalbine yazılan yazgındır. Yazgına razı olacak, aşkına teslim olacaksın.
Aşkın sadece kaymağına talip olmayacaksın. Aşkın sonuçlarına da razı olacaksın.
Baksana, aşka gerçekten inanan şair Sezai Karakoç ne diyor, nasıl da yürekli diyor:
"Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı,
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum.
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın,
Ben yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi yaşıyorum.
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum."
Hayfâ ki! Cihandan almadım zevk
Bu âlem içinde görmedim şevk
Bir zül gibi geçti ömr-i perran
Hem reng-i serap imiş bu meydan...
Aldanmayınız! Cihan fenadır:
Yok, reng-i vefası, bî-bekadır!
"Ah ilâhi! Ben neyim? Sen kimsin?
Ben aciz, naçiz bir kul... Zayıf, bikes, çaresiz kalmış bir mahlük!
Sen kadirsin, büyüksün. Her büyüklük celal ü azametin önünde küçük bir zerre kadar küçük kalır.
Sen padişahsın, her ferman-ı ulûhiyetine bütün padişahlar boyun eğer.
Hâkimsin, her hükmün altında milyonlarca dehrler döner. Bitmez, tükenmez avalim doğar, yağar, siner, söner...
Adilsin, şarıkat-ı adlin her zulmeti aydınlatıyor, her mazlumu sevindiriyor.
Sen Allahım, bütün biçarelerin yardımcısı, bütün öksüzlerin, dertlilerin hamisi, medet-resanısın... Sen her şey... Sen...
Ben hiç; hiçbir şey!
Büyüklüğüne sığındım. Beni böyle yaratmaktaki hikmetin nedir? Ne kadar hiredsuz bir sır, bir hikmettir ki bunu yine senden gayrı kimse anlayamaz!"