Meral Rahmet Adıgüzel

"Eğer her şey bir avuç küresel elitin, istihbarat teş­ kilatlarının, medya tekellerinin ve bilimsel tekellerin kontrolü altındaysa, o zaman "hakikat"in kendisi de "şaibeli" hale gelir.'
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Çünkü onlardan olmayan bir bilim insanı çıkıp ken­di vatanı için: "Bu topraklarda toryum var, enerjiye muhtaç ol­mayız." dediğinde... Sistem sarsılır. Bir bilim kadını: "Radyasyonla kanseri tedavi ede­ biliriz." dediğinde ... İlaç devleri rahatsız olur. Bir düşünür çıkıp: "Bu tarih, size öğretilenden başka." dediğinde ... Algı imparatorlukları çöker. İşte bu yüzden bilim insanları hedef alınır. Çünkü onlar sadece bilgi üretmez ... Uyandırır!
İslam'ın düstûru terakki değil "tekamül"dür yani kemal hale ulaşma, olgunlaşma, eksikleri kusurları hataları düzelterek ikmal etme. Batı'nın önerdiği ve da­yattığı terakki'de köksüzlük vardır, sekülerleşmeden Ba­tı'lı terakki elde edilemez. İslam'ın önerdiği ve esas kabul ettiği tekamül de ise ölçü vahiydir her daim, pergelin bir ayağı her zaman vahiyde durur, ölçü şablon vahiydir, İs­lam vahiy ekseninde derinleşir, tekamül eder.
Batı'nın çıkar ve sömürü üzerine inşa ettiği bir terak­kiye elbette manidir İslam! Böyle bir terakki de İslam'a manidir.
Fransız düşünür "Gustave le Ban" bu duruma öylesine hayran kalmıştır ki: "Keşke İspanya'da Müslümanların önünü kesmesey­diniz de, Fransaya gelebilselerdi! Çünkü onlar sayesinde ilim ve medeniyet Fransaya daha erken gelmiş olacaktı!" diye yakınmıştır.