"Eğer her şey bir avuç küresel elitin, istihbarat teş kilatlarının, medya tekellerinin ve bilimsel tekellerin kontrolü altındaysa, o zaman "hakikat"in kendisi de "şaibeli" hale gelir.'
Çünkü onlardan olmayan bir bilim insanı çıkıp kendi vatanı için:
"Bu topraklarda toryum var, enerjiye muhtaç olmayız." dediğinde...
Sistem sarsılır.
Bir bilim kadını: "Radyasyonla kanseri tedavi ede biliriz." dediğinde ...
İlaç devleri rahatsız olur.
Bir düşünür çıkıp: "Bu tarih, size öğretilenden başka." dediğinde ...
Algı imparatorlukları çöker.
İşte bu yüzden bilim insanları hedef alınır.
Çünkü onlar sadece bilgi üretmez ... Uyandırır!
İslam'ın düstûru terakki değil "tekamül"dür yani kemal hale ulaşma, olgunlaşma, eksikleri kusurları hataları düzelterek ikmal etme. Batı'nın önerdiği ve dayattığı terakki'de köksüzlük vardır, sekülerleşmeden Batı'lı terakki elde edilemez. İslam'ın önerdiği ve esas kabul ettiği tekamül de ise ölçü vahiydir her daim, pergelin bir ayağı her zaman vahiyde durur, ölçü şablon vahiydir, İslam vahiy ekseninde derinleşir, tekamül eder.
Fransız düşünür "Gustave le Ban" bu duruma öylesine hayran kalmıştır ki:
"Keşke İspanya'da Müslümanların önünü kesmeseydiniz de, Fransaya gelebilselerdi! Çünkü onlar sayesinde ilim ve medeniyet Fransaya daha erken gelmiş olacaktı!" diye yakınmıştır.