Meral Rahmet Adıgüzel

Din, insanın sonsuz iştahım, sınırsız arzularım, güç ve servet hırsım, hasedini, kinini ve şiddete düş­künlüğünü sınırlandıracak ve onu iyiye yönlendirecek yegane sistemdir. Bilimin elinde bunu başaracak hiç­ bir veri, vaat, donanım ve sistem yoktur.
Reklam
Din insanın bütün zihni ilgilerini, bilgisel duygu­sal ve maddi/manevi ihtiyaçlarını düzene koyar ve ona her konuda kılavuzluk yapar. Din aşkındır, insanı aşar, bu sebeple de insanı değiştirmeye, dönüştürmeye muktedir olan tek otoritedir. Çünkü insan potansi­yeli itibariyle iyilerden daha iyi, kötülerden daha kötü olmaya müsaittir.
Crispr denen bir makasla, fıtratın satır aralarına mü­dahale ediyorlar. "Şu geni çıkaralım, bu hastalığı silelim" derken, insanı sadece hastalıklarından değil, insanlığın­dan da soyutlamaya çalışıyorlar. Ve biz farkında olmadan bir eşiğe geldik: Yaratılan, kendini yaratanın yerine koymaya başladı. Bu kibir, tarihte nice kavmi helak noktasına sürüklemedi mi? Nemrut'un ateşinde, Firavun'un ilahlığında, Lut kavminin azgınlığında da aynı kod yok muydu? Şimdi bu kibir alenen ben "ilahım" demekten ziyade laboratuvar önlükleri giyiyor. Mikroskop başında genetiği değiştirilmiş bebekler, siparişle seçilen göz renkleri, tasarlanmış zekalar ile "ilahçılık" oynuyor.
Elmalılı Hamdi Yazır ise -bu manada- şu yaklaşımı öne sürmüştür; 'Allah'ın seçme ve tercih kanununu kötüye kullanarak yaratılışın zıddına işler yapanlar, ilk yaratılışlarındaki selamet ve saflıklarını bozacaklardır. Hak kanunu yani; Allah'ın, insanları, kendilerine uygun olarak yarattığı fıt­ratı, dini, doğru yolu, Hakk'a tapmayı bırakacaklar; ya­ratılanı yaratıcı yerine koyacaklar, tevhidden çıkacaklar, batıl dinler ve fikirler arkasında koşacak olanların varol­duğunu" bildirmiştir. Ve bu düşüncede olan insanların "Allah'ın yaratmasının değiştirilemez" olduğunu bileme­diklerini, bilseler bile tanımadıklarını belirterek fıtratta kalmanın aslında iman dairesinin kapısını sıkı sıkı kilitle­mek olduğunu bir kez daha vurgulamıştır.
Yunus Suresi 11. Âyetin Tasavvufi İşaretleri
Allah Teâlâ'nın kuluna hak ettiği muameleyi yapmaması, ayrıca içinde doğruluk ve hayır olmayan bir şey istediğinde onu acele vermemesi Allah'ın hilminden ve cömertliğinin genişliğindendir. Anlatıldığına göre bir adam, peygamberlerden birine, "Rabbim'e söyle, kaç defadır kendisine isyan içindeyim ve emrine muhalefet ediyorum, beni henüz cezalandırmadı!" dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ o peygambere şöyle vahyetti: "O şunu bilsin: Ben benim (âlemlerin Rabb'iyim, ona göre muamele ederim) sen de sensin."
Reklam