3 kadını birleştiren saç örgüsü...3 Kadın 3 Hayat 3 Kıta
Hindistan'da, Sicilya'da ve Kanada'da yaşayan birbirlerini hiç tanımayan fakat birbirlerinin hayatlarına dokunan güçlü kadınların hikayesi, başkaldırısı. Tıpkı saç örgüsü tanımı gibi üç tutamı,üç parçayı birbirlerine dolayarak birleştirme işlemi gibi hayat mücadelesi. Tam olarak hikaye, yazarın girişteki bu tanımı aslında. Kendine inanan,gücüne inanan ,hangi yaşta olursa olsun kadın olmanın kapladığın alan olmadığını,kadının karşısında kimsenin duramayacağını yazar net, anlaşılır ve sade bir dille anlatmış hikayelerde. Kadınlar yeterki istesin herşeyi başarırlar. Soluksuz okuduğum ve çokça etkilendiğim bir kitap oldu.
Açıkçası kitaplığımda olduğu için okuyayım dedim ancak kitaptan ziyade sözlerden derlemeydi,kendi adıma zaman kaybıydı. Ancak yinede yazara saygısızlık olmaması adına okudum.
Bazı şeyler ne yaparsanız yapın değişmeyecek belki ama kendi mükemmel hayatını yaratmak mümkün hatta kendi ütopyanı diye başlamak istiyorum. Her ne kadar kullandığı metaforları ve felsefesini temel düzeyde bulsamda iyi hissettiren kitaplardan. Sorguladıkça muhtemelen daha farklı bakış açıları keşfedebilir ama eminim onlar da başka sorulara kapı aralayacaktır.
Hiç bilemezdik hangi olasılığın bizi nereye götüreceğini. Şu an yaşadığın hayattan bambaşka bir hayatı deneyimleme şansin olsaydı neler olurdu? İşte kitabın ana teması bu. Keşkeler ile yaşayanların kitabı. Her başımıza gelen iyi veya kötü deneyimlerimizin bir sebebi olduğunu unutsak da kitap bize bunu hatırlatıyor. Arafta kalmanın ruhunu ele geçiren o rahatsız hissettiren duygusunu..Nora, yaşamdan zevk almayan,kedisini kaybettikten sonra intihar eden genç bir kızken kendisini Gece Yarısı Kütüphanesi içinde bularak pişmanlıklarını okuyor ve farklı tercihler yapsaydım nerelerde nasıl olurdum diyerek o hayatları yaşıyor. Ama hep bir yarımlık hissediyor. Onunla birlikte bende kendi hayatımı sorguladım. Neler yapsaydım daha mutlu yada mutsuz olurdum diye... Hayatımda beni ben yapan tercihlerim oldu ve iyisiyle kötüsüyle onlara sıkı sıkı sarılıyorum Hatalarımızla, yanlişlarımızla, hüzünlerimizle, mutluluklarımızla bu hayatta varız ve yaşamak için ,mutlu olmak için her zaman bir neden ve umut vardır. Çoğu zaman hayatımızın farklı olmasını diliyoruz ve kendimizi sürekli bir yarış halinde başka hayatlar ile karşılaştırıyoruz. Ama anlamamız gereken şu ki bizi biz yapan,özel kılan da aldığımız kararlardır. Aslında anlamak da, durdurmaya çalışmak da ve hatta kontrol etmeye çalışmak da gerekmiyor. Yaşaman ve akışa bırakman yeterli.
Sevgiyle kalın
İnsandan asıl beklenen hayattaki sorunların üstesinden gelerek,kendi gerçek kimliğini bulması. En zor şartlarda bile insanın bir amacı olmalı ve anlamı olan bir hayat sürme arzusu ile motive edilmeli. Peki biz hayata verdiğimiz cevaplardan memnun muyuz? diye sordum kendime. Koşullar hoşumuza gitmediğinde hep dışarıyı suçlasak da aslında kafamızın içindekilerden biz sorumluyuz.
Victor Frankl'ın dediği gibi; Hayat bize soruyu sorar ve cevap veren biz oluruz. Hayatın sorusu herkese farklı şekillerde geliyor. Kimine düşen soru oldukça ağır oluyor. Sorunun büyüğü küçüğü de yok aslında. Bizim için her gün haberlerde görüp duyduğumuz ülkenin ve dünyanın gidişatı da bir soru. "Koşullar bu,sen ne yapacaksın? "
Özgür irademiz var ve verdiğimiz cevaplardan biz sorumluyuz. Bizi biz yapan da hayata verdiğimiz cevaplar.
Victor Frankl kitabında özellikle ölümü metafor olarak kullanıyor oluşu çok hoşuma gitti. Hakikaten düşününce ölümün olduğu bir yerde her şey ne kadar anlamsız aslında ama insan unutandır. İnsanı sarsan, farkındalık yaratan bir eser. Dönem dönem başvuracağım kendisine. Nietzsche'nin sözleriyle : "Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıl'a katlanabilir." Ne kadar anlamlı değil mi , nedenlerini sorgulatıyor insana. Yaşamdan ne beklediğimiz önemli değildi belki,belki de önemli olan yaşamın bizden ne beklediğiydi.
İyi okumalar, sevgiyle..