Halide Edip'in dediği gibi "...Orwell'in, bir taraftan komünist rejimin kudretli bir karikatürünü çizerken, diğer taraftan bunu, komünist olmayan rejimlerin bir propagandası haline sokmamış olmasıdır..."
Kitabın en önemli noktası da tam olarak budur. Beylik Çiftlik'teki hayvanlar özgürlük ve eşitlik isterler, elde de ederler. Her şey yolundadır, Yedi Emir, çiftliktekilerin amacına hizmet eder nitelikte ve özgürlük arayışlarının amacı doğrultusundadır.
Fakat en zekileri ve kurnazları olan domuzlar yüzünden bu amaç yolundan sapmış, sistem insanların iktidarından daha kötü bir şekilde sonuçlanmıştır. İşte bu yüzden Hayvan Çiftliği romanının komünizm karşıtı bir eser olmasından ziyade Stalincilik karşıtı olduğu kanısına vardım. Ki herkesin okurken dövmek istediği yalaka ve yalancı Domuz Squealer da bunu destekler nitelikte bir örnektir.
Kendimce bu hayvanların neyi sembolize ettiğini yorumlamak istiyorum:
Domuzlar: Yeterince belli ama yine de söylemek gerekirse; güce doyamamış, faşist diktatörler ve onların yanlıları tam bir "domuz"dur.
Koyunlar: Ne okuma yazmaları vardır ne de kendi fikirleri, kendilerine söylenenleri tekrar eder durur, yöneticilerin işine gelirler.
At Boxer: Vatansever ve idealarına sonuna kadar bağlı. Kendi gücünün farkında olmayan zavallı bir yavru (Halide Edip'in dediği gibi). Özgürlüğünü savunmadığı ve bulunduğu durumu, Napoleon'u bir kez bile sorgulamadığı için acı sona mahkum bir aptal. Gücün ve çalışmanın her zaman yeterli olmayacağının kanıtı.
Keçi Muriel: Bana habercileri anımsatıyor. Kuralları kafasına göre yorumlayarak okuması, hiçbir zaman tam olarak doğruyu söyleyememesi tıpkı onlar gibi.
Eşek Benjamin: Aydın kişi. Her şeyin farkında, eğitimli ama sesi çıkmıyor ki en büyük kusuru da bu: Bildiklerini içinde tutuyor. Başından beri her