Okurken kendimi yaşadığım yere ve doğduğum zamana şükrederken bulduğum bir kitap oldu Kuyucaklı Yusuf. Başlarda biraz sıksa da sonlara doğru merakla okudum her satırı. Yusuf'un içinde bulunduğu yalnızlığı, kendini hiç bir yere ait hissedememe duygusunu onunla birlikte yaşadım.
Ve bu eserde en çok da betimlemeler dikkatimi çekti.Yaptığı betimlemelerle, belki o kadar da umursamadığımız ayrıntılarla anlatımını süsleyen Sabahattin Ali, o küçük detayların önemini gösteriyor okurlarına. Karakterin saç ve göz renginden başka neyini betimleyebilirim diye soran yeni yetme yazarlara örnek olacak cinsten bir üsluba sahipti. İlgimi çekmeyen bir konuyu nasıl milim milim işlediğine hayran olarak okudum. Okunmasını katlanır kılan da buydu bence.
Misal, Avukat Hulusi Bey'in odası tasvir edilirken sadece duvarda asılı bir kaç tablodan bile karakter hakkında nasıl fikir sahibi olabileceğimizi görebiliriz.
Ve işlenen duyguların derinliğinin verdiği kuvvetle bir karakterden tüm benliğinizle tiksinirken bir diğerine üzülebiliyor, diğerine gıcık kapabiliyorsunuz.
Sabahattin Ali'nin kalemini anlamak için okunacak ilk kitabı olabilir belki. Keşke Kürk Mantolu Madonna'dan önce okusaydım Kuyucaklı Yusuf'u dedim kendi kendime.
Benim için zamanı, aile yapısını, kadını ve erkeği, maddiyatı ve en önemlisi zamanın kültürünü ve insanların yargılarını sorgulatan bir eserdi.
(Kitaptan bağımsız Olimpos Yayınları'nda oldukça yazım hatası vardı, bunu da belirtmek isterim.)
SPOILER!
~ İçindeki bütün yıkımlara, bütün üzüntüsüne rağmen başını yere eğmek istemiyordu. Acısını ortaya dökmeden tek başına üstlenecek ve yeni bir hayata doğru yürüyecekti. ~
Diye bitmesine rağmen, Yusuf'un akıbetinin muhtemelen evde işlenen cinayetle birlikte bir şekilde bulunup tutuklanmasının ardından Aydın Cezaevi'ne