Tüm dünyaya, insanlara, kurallarına ve gerçeklerine inanmaktan vezgeçmiştim. Bitmişti. Ben artık kendime inanıyordum.Kendi gücüme,kendi gerçeklerime; şimdi içi bomboş olsa da onu yeniden doldurmanın bir yolunu bulacak Erin'e inanıyordum ve bu kendimi daha güçlü hissettiriyordu.
Ne yaptıysam ben yapmıştım.Tüm hayatım boyunca bencillik olarak gördüğüm şeyin aksine, artık ortada gerçek bir ben vardı.Kendi menfaatini düşünmekle kendini kabul etmek ve merkeze oturtmak arasında fark vardı.
Siyah ve beyazı tenin, ırkın rengi yaptılar aslında mevzubahis kahvenin tonları olsa da. Gözlerde maviyle yeşile renkli dediler sadece. Damgalar bastı insanlar renklerle. Siyah ve beyazın olmadığı bir dünyaya keskin sınırlar çizdiler, bayrak yaptılar onlardan. Renklerin ahengini anlayamayanlar basitleştirdi ve aynı zamanda çıkmaza sürdü her şeyi. Herkesin kanı kızıl akarken renklerden bir ağ ördüler insanlığa, ön yargıya koca bir taht hazırladılar.
Bu dünyada her şeyin bir rengi vardı; bir kimliği. Ayırt ediciydi renk. Sınıflandırmak ya da tanınmak için birebirdi. Ama gerçekten, öyle miydi? Renk bir kartvizitten ibaret miydi bizim için?