Bunlar sadece kıyafetti, bazen sizi daha iyi ve daha gösterişli gibi gösterebilirdi ama özünde kıyafetti işte ve karakter eksikliğini tamamlayamadığına birçok kez şahit olmuştum.
Yollar ve sonlarla ilgili hikâyeleri çoğu bilmiyor ya da duymazdan geliyordu. Bu bağlamda baktığımız zaman ben o yolun sonundaydim, gökdelenin en üst katında ve buradan baktığımda hiçbir şeyin sanıldığı gibi harika olmadığını görüyordum. Ama onlar bir yoldaydı. Başını kaldırıp yukarıya bakabiliyorlardı, bir gün oraya ulaşabilme hevesiyle, azmiyle çıkıyorlardı basamakları. Asıl önemli olanın, asıl güzel olanın yukarısı değil basamaklar olduğunu bilmiyorlardı. En yükseğe çıkmış ve sonra en aşağıyı görmüştüm ve biliyordum işte; bir daha o kadar da yukarıya çıkamayacaktım, zaten artık o kadar da yukarısı yoktu. Gökyüzü bile aşağıdaydı artık, Ve bunun zenginlikle ya da yoksullukla bir ilgisi yoktu. Bu başarı veya başarısızlık, güzellik ya da çirkinlik, büyük ve küçük her şeyle ilgiliydi. Daha zengin olmak, daha güzel olmak, daha başarılı olmak... Hiçbir şey insanı artık diğerinden ayırmıyordu, insanlık hayatın içinde öyle bir boyuta evrilmişti ki; herkes, kim olursa olsun, kendi mücadelesini veriyordu. Daha fazlasının insanlığı unutturduğunu görmüştüm, daha azının ise insan olmaya yetmediğini.
Orada gerçek olan pek bir şey olmaz. İşlerden konuşurlar, yeni ortaklıklardan, yeni büyük paralardan. Bu insanlar hiç doymazlar, her şeye sahip olsalar daha fazlasını istemeye devam ederler ama her şey bile onları tatmin etmez. Kadınlar için üzülürdüm en çok, çok zengin aileleri onları okutmak için dünyanın parasını harcar, çağımızın en iyi okullarına gönderirler. Bazıları çok yetenekli ve zekidir ama günün sonunda hepsi iyi bir eş bulmak için çabalar ve buna modernlik derler. Aynı şey köylerde yapıldığında o insanlara cahil derler arna. Kocasının işlerini ve paralarını konuşurlar . En çok kimin kazandığıni kanıtlamak için mücevherlerini göstermeye devam ederler. Birbirlerine gülümserler ama başka masalarda birbirlerinin arkasından konuşurlar.