Bir de "yara açmak" diye bir deyim vardı. Benim için bu yaralar doğar doğmaz başladı ve büyüdükçe solmak yerine daha da büyüyüp derinleşti, her gecemi binbir cehennem azabına çevirdi. Buna rağmen yavaş yavaş kendi kanımdan daha tanıdık hâle geldiler. Açık bir yaranın acısı, yaşayan bir duyguya veya sevginin bir fısıltısına benziyordu.
Tek bildiğim, küçüklüğümden beri edindiğim deneyimlerden öğrendiğim kadarıyla kadınların zaman zaman böyle aniden gözyaşlarına boğuldukları ve yapılabilecek en iyi şeyin onlara tatlı bir şeyler vermek olduğuydu.
İnsan hayatı öylesine halis, canlı ve şen şekilde ikiyüzlülükle dolu ki artık birbirini kandırdıklarının farkına bile varmadıklarını düşünmeye başladım.