Gecenin karanlığı, olması gerektiği gibiydi. Ne üstüne melankolik şiirler dizeceğim kadar hüzünlü ne de beni kendi karanlığıma kaçmaya itecek kadar korkunçtu.
"Birlikte her seyi yaptık," dedi.kendini tekrarlayıp güzel şeylerden bahsetmek ister gibi, "Birlikte eğlenceli şeyler yaptık," dedi. Hafifçe güldüğünü bile gördüm. "Aptal ve köt7 insanların parasını aldık," dedi gururla. "Bazen kumar, bazen hile… Ama hiç pişmanlık duymadım. Çünkü biz, bizden çalınan şeylerin üstüne bir hayat kurduk…"
"Onu mı sanıyorsun?"
En nefret ettiğim cümle buydu. Tanıdığını sandığın, tanıdığın ve daha çok tanımak için fırsatının elinden alındığı biriyle ilgili 'onu tanımıyorsun' denmesi. Tutunduğun tek şey, onunla olan anılarınken. Sana söylediği sözlerken. Seni öptüğü anlarken. Seni anladığını sandığın zamanlarken. 'Onu tanımıyorsun ki…'
Buna vermek istediğim cevap, "O zaman tanısam kimbilir ne kadar severdim…" idi. Ama oradaki savaşı daha fazla sürdürmek istemedim. Usulca, "Tanıdığımı sanıyordum Anıl," dedim.
"Eğer bir oyuncu olsaydın… Rol gereği senin canını acıtan baska bir oyuncu daha olsaydı… Bu seni üzermiydi?"
"Her şey bir senaryonun parçası olacağı için beni üzmezdi herhalde."
"İste bu yüzden," dedi doğru noktaya yaklaştığımı belli ederek. "Dünyayı algılama biçimin böyle olmalı. Sahnelerin tadını çıkarmalı... O an için yaşadığın her şeyi gerçekten yaşıyormuş gibi eğlenmelisin. Ama kendini fazla kaptırmamalısın. Çünkü biliyorsun ki, bir gün o sahne bitecek."