Panik atak gerçek değil hayali bir tehlike sonucu ortaya çıktığından herhangi bir tehditle savaşmak veya ondan kaçmak söz konusu değildir. Savaşmayan ya da kaçmayan vücut aldığı bu fazla oksijeni tüketemez. Oksijenin önemli bir özelliği çok yapışkan bir molekül olmasıdır. Kandaki karbondioksit oksijenin kırmızı kürelerden ayrılıp dokulara geçmesine yardım eder ve sonra soluk verirken de dışarı atılır. Karbondioksit yardımı olmazsa oksijen kanımızdaki kırmızı kürelere sıkı sıkı yapışır, yapış yapış oksijen dolu kırmızı küreler oksijenden kolayca sıyrılamadığından onu ihtiyacı olan dokulara veremez. Normal soluk alıp verdiğimizde kanımızdaki oksijen ve karbondioksit miktarı dengelidir ama panik atak da çok hızlı soluk alıp verme hiperverlikülasyon oksijen düzeyinin aşırı artışı karbondioksitin hızla atılmasına ve dengenin bozulmasına yol açar. Soluğun ağızdan alınıp verilmesi karbondioksitin daha da hızla kaybedilmesine neden olur karbondioksit miktarının kandaki düzeyi çok düşünce kırmızı küreler üzerine yapışan oksijen dokulara geçemediğinden vücutta oksijen açlığı başlar, aslında kanda oksijen çoktur ama dokulara ulaşamaz adeta bir ' varlık içinde yokluk' durumudur. Bu dokulardaki oksijensizlik hava açlığına yol açar boğulma hissi olur. Bu durum panik atak yaşayan kişiyi daha da hızlı nefes almaya zorlar aşırı solumak göğüs kaslarını sıkıştırır ve göğüs ağrısına yol açar. Oksijen yetersizliği ayrıca titreme uyuşma halsizlikle konuşma zorluğuna da neden olur. Bu bir kısır döngüdür, panik atakta aşırı ve yüzeysel sorunlar sonucu oksijen karbondioksit dengesinin bozulması da panik atak bulgularının ortaya çıkmasında büyük rol oynar ama bu hiçbir zaman gerçek bir hayati tehlike yaratmaz.