Eve gitmenin birçok yolu vardır: Bir çoğu dünyevidir, bazıları ise kutsal. Yıldızlı bir gecede yere uzanmak. Gidilen yeri bilmeden herhangi bir otobüse binmek. Müzik dinlerken tempo tutmak. Gün doğumunu selamlamak. Şehir ışıklarının geceleyin gökyüzünü perdelemediği bir yere gitmek. İbadet etmek. Ayaklarını sarkıtarak bir köprünün üstünde oturmak. Bir bebeği kucaklamak. Bir kafede pencere kenarına oturup yazı yazmak. Ağaçlardan oluşmuş bir halkanın ortasında oturmak. Güneşte saçlarını kurutmak. Saksılara bitkiler dikmek ve bu arada ellerin çok kirlendiğinden emin olmak...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Ev nerededir?" sorusunun yanıtı daha karmaşıktır... ama bazı bakımlardan içsel bir yerdir; mekândan çok zaman içinde bir yer, bir kadının kendisini tek parça hissettiği bir yer. Ev, başka bir şey zamanımızı ve ilgimizi talep ettiği için bir düşünce ya da duygunun kesilmesi ya da bizden koparılması yerine, devam ettirebildiği yerdir. Ve çağlar boyunca kadınlar, görevleri ve gündelik işleri sonsuz olduğunda bile, öyle bir yere sahip olmanın, onu kendileri kılmanın binlerce yolunu bulmuşlardır.
Yuvaya kavuşmak nedir? Geri dönmek, anımsadığımız yere gitmek içgüdüsüdür. Kişinin ister karanlıkta, isterse gün ışığında olsun, evinin yerini bulma yeteneğidir. Hepimiz eve nasıl döneceğimizi biliriz. Ne kadar uzun sürmüş olursa olsun, yolumuzu buluruz. Gecenin içinden acayip topraklardan, yabancı kabileler arasından haritasız geçer ve yol boyunca karşılaştığımız tuhaf kişilere sorarız: "Yol hangisidir?"
"Öyleyse, yorgun düşen, geçici olarak dünyadan usanan, mola vermekten korkan kadınlar, yol yakınken uyanın! Sonsuza kadar önünüze gelen herkese yardımcı olmanız için size bağırıp duran gongu battaniyeyle örtün."