Sonuçta yanılgılardan yoksun kalan oyun anlamını tamamen yitirmiştir demem o ki maske ve makyajdır izleyenleri büyüleyen. Hayat da tiyatro oyununa benzer bir şeydir, maskesi düşene kadar herkes bu oyunu sürdürür.
Kendinden nefret eden biri bir başkasını sevebilir mi? Böyle biri kendiyle kavgalı olan başka biriyle uyum içinde olabilir mi? Kendine eziyet çektirip yine kendi kendine çokbilmişlik taslayan böyle bir insan başka birine huzur verebilir mi? Bu sorulara olumlu yanıt veren varsa, o budalanın dik âlâsıdır.
Her ne kadar aralarında kırışıklık ve yaş günü sayısı bağlamında farklar gözlense de aslında ihtiyarlar çocuklar gibidir: Saçlar kır, ağızlar dişsiz, vücutlar çelimsiz; her ikisinin de gıdası süttür; sendeler yekinir, anlamsız laflar ederler; hepsi de çocuksu, unutkan ve düşünceden yoksundurlar , Yaşlandıkça daha bir çocuk olurlar ve çocukların yaşamaktan yorgun düşmeyen, yaşlanmaya direnmeyen kıvamına ulaştıklarında da sessiz sedasız el etek çekerler bu dünyadan.