Hayatım boyunca baş ucumda tutmayı düşündüğüm kitap.
Nedense şimdiye kadar hükümdarların sadece askeri, politik ve harem konularında becerikli diğer konularda bomboş insanlar olduğunu düşünürdüm, bir kaç bildiğim dışında. Marcus Aurelius bendeki bütün bu saçma düşünceyi yıktı. İnsanın çok yönlü olabileceğini. Bütün imparatorluğun yükü sırtında olmasına rağmen belki de yatmadan önce kendine yazdığı notlarda benim yatmadan önce kafamdan geçirdiğim şeyleri yazması çok hoşuma gitti. Bazı kelimesiz düşündüğüm fikirleri yaklaşık 2000 yıl önce birinin yazmış olması ve bu kişinin de Roma imparatoru olması mükemmel bir duygu. Ara sıra açar herhangi bir sayfasını okurum. Hayatta, arkadaşlarına danışan ama dediklerinden tatmin olmayan insanların (mesela ben) kendi iç seslerine duruluk ve açıklık getirecek fevkalede eser.
Tarihin adeta gözlerinizin önünde bir strateji oyununda meydana gelen olaylar gibi geçtiği bir kitap. Gereksiz detaylara girilmemiş, hükümdarlar ve olaylar yeteri kadar anlatılmış ve bağlantılar güzel kurulmuş. Türkler Araplar ve Kürtlerin paylaştığı coğrafyada birbirleri ve kendileri arkasından ne kadar çok iş çevirdiği, aslında müslüman olmanın "iyi olmak" için bir araç olmadığını, kocaman imparatorluğa sahip olsan da ölümünle 1 yılda parçalanabileceğini ve mümkünse geriye 30-40 tane çil yavrusu değil de adam akıllı 1-2 varis bırakmanın önemini anlatıyor kitap. Müslümanlar seferlerden hala gocunmuş gibi gözükmekte bulunduğumuz yüzyılda. Bizim hala batıdan gelen olaylara "haçlı seferleri devam ediyor" yorumumuzu, batı acaba "kafirler bize saldırmaya devam ediyor" diye benzer bir yorumda bulunuyor mudur? Bence sorun burada. Olaylardan ders çıkarıp kendini geliştirip noksanlarını tamamlamak. Batılılar bu olaydan sonra bunu yaptılar. Biz müslümanlar bunu becerememiş gibi görünüyoruz. Ne yazık ki haçlı seferlerinden önceki gibi ilimin önderliğine saygı duymazsak, "haçlı seferleri"nin sonunun gelmeyeceğini düşüneceğiz.