Büyük meseleler ve büyük felaketler karşısında gösterdiği reaksiyonlar, insanoğlunun hamurunun özel bir vasfıdır. Bu vasıf daha çok belli yaradılıştan gelir. Ama serüvenler, tecrübeler, ihtiraslar ve irade terbiyesi ile onu durmadan mayalayan, gene insanın kendisidir.
Fakat Yemen’de, Havran’da, Arap çöllerinde isyanlar, ayaklanmalar peşinde aç, susuz, maaşsız sürünen hakiki subaylar; milletin öz ve fedai çocukları, hemen hiç bir karşılık beklemeden, mideleri boş, fakat ruhlarını, çocukluk çağlarının hala sönmeyen şan ve şeref duygularıyla doyurarak, unutulmuş, terk olunmuş olsalar da, ruh ve inançlarındaki değerleri kaybetmemeye çalışıyorlardı. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna koşar ve erir dururlardı.
“Görsünler, bak ben neler olacağım”, dedi mi, o çocuk, mutlaka bir şeyler olur. Evet, işte böyle kompleksleri duyan ve yaşayan, yani kendi hammaddesini, kendi işleyerek ona kendince şekil verebilen çocuklardır ki, hayatta, bazı misyonlar için hazırlanırlar...