Kayıp, derin bağlar kurduğumuz birinin veya bir şeyin hayatımızdan kayıp gitmesidir. Yas ise geride kalan boşluğa yavaş yavaş sahip çıkma ve onu kendimize ait kılma çabasıdır. Travma ise kendimiz için kurduğumuz hayatın çok ani bir olayla yıkılması; varoluşumuzda o anda hızlıca toparlayabileceğimizden çok öte bir yırtığın açılmasıdır. Kısacası travma kendilikte, deneyimde, hayatımızda, varoluşumuzda derin bir yırtık demektir.
Birini veya bir şeyi hayatımıza alırken, kendimiz için var ederken, aynı zamanda bir gün gelecek yokluğuna da yer açmış oluruz. Kayıp karşısındaki bütün kırılganlığımız buradan gelir.
Kendinizi bir süre gözlemleyin; herhangi bir durumla karşılaştığınızda daha çok -meli -malı'lı cümleler mi kurarsınız, yoksa isterim'li cümleler mi? Basit, gündelik olaylarda bile bunun ayırdına varmak çok kolay. Örneğin kendi kendinizeyken bile yemek yemeliyim diye mi düşünüyorsunuz yoksa karnım acıktı yemek yiyeyim diye mi düşünüyorsunuz? -Meli-malı'lı cümleler kurduğunuzda kendinize samimiyetle sorun, kime göre? Sıklıkla altından eski bir aile figürü çıkacaktır.
"İnsanlar çok ikiyüzlü, hiç güven olmuyor" diyorsanız, bahsinizi görüyorum ve artırıyorum; insanlar iki değil, yüzlerce yüzlü. Çünkü tutarsızız. Çünkü aynı anda birbiriyle örtüşmeyen birçok ihtiyacımız, isteğimiz ve arzumuz var.