Duyguları küçük çocuklar gibi düşünebilirsiniz; küçük çocuklar da ağladıklarında, "kriz çıkardıklarında" aslında bir ihtiyaçlarını dile getirmeye çalışırlar. İhtiyaçları karşılanmasa bile, karşı tarafın, mesela annenin, onları anladığını gördükleri anda sakinleşirler. Duygusal deneyimlerimiz de tıpkı böyledir; biz onları yok saydıkça hep biraz daha büyük bir kriz olarak geri döneceklerdir.
Duygularınız siz onları değiştirin, değiştirmeye çalışın diye kendilerini göstermezler. Oldukları halde bir şey anlatmak üzere oradadırlar. Ne zaman -meli -malı'lı cümleler kurup, duygularımızı az, fazla, yetersiz, keşke olmasaydı gibi bir yerlere itiştirip çekiştirmeye çalışırız, o zaman duygularımızın bize anlatmak istediklerini kaçırmış oluruz.
Nietzsche'nin zihinsel fikirler veya mantık dediği, soyut idealleri tespit etmek aslında oldukça kolay. Ne zaman ki "gerek" veya "-meli" "-malı" kipleriyle bir cümle kurarsanız, bir an durup düşünün. Gerçekten olana mı bakıyorsunuz, yoksa olmayan soyut bir fikrin peşinden mi gidiyorsunuz ?