Freida McFadden yazarın Hizmetçi serisinin ikinci kitabını bitirdim Arkadaşlar, arkanıza yaslanın çünkü bugün sizi dışarıdan kusursuz görünen ama kapısı kapandığı an tam bir kabusa dönen o lüks çatı katına götürüyorum..."
Herkes ilk kitaptaki olaylardan sonra Millie’nin akıllandığını, uslu uslu oturup sadece temizlik yapacağını düşünüyordu değil mi? Ama söz konusu Millie ve onun o inanılmaz adalet duygusu olunca, tehlikeyi paratoner gibi çekmesine şaşmamak gerek!
Kitap daha ilk sayfalardan itibaren o tekinsiz atmosferi içinize öyle bir üflüyor ki, okurken "Yine bir şeyler dönüyor ama dur bakalım" demekten kendinizi alamıyorsunuz. O zengin, kibar iş adamı Douglas’ın "Karım çok hasta, odasından hiç çıkmıyor, sakın oraya girme" dediği an, zaten hepimizin kafasında o kırmızı alarmlar çalmaya başladı, yalan yok! O kilitli kapının ardında hıçkırarak ağlayan bir kadın, çamaşırlardaki gizemli kan lekeleri... İnsan okurken çıldırıyor, "Millie aç şu kapıyı artık!" diye sayfalara bağırmak istiyorsunuz.
Ve Freida McFadden yine yapıyor yapacağını! Tam "Tamam ya, olayı çözdüm, kesin yine adam kadına eziyet ediyor" dediğiniz anda hikaye öyle bir viraj alıyor, karşınıza öyle bir ters köşe çıkarıyor ki... Kelimenin tam anlamıyla ağzınız açık kalıyor. İlk kitaptaki o klostrofobik, gerim gerim geren hava burada yerini çok daha büyük bir akıl oyununa bırakmış.
Eğer psikolojik gerilim seviyorsanız, "Hiç kimseye, ama en çok da en masum görünene güvenme" temasını iliklerinize kadar hissetmek istiyorsanız bu kitabı kesinlikle listenize alın derim. Ben okurken resmen yerimde duramadım, tırnaklarımı yiyerek bitirdim!