Reyyan

Reyyan
@MerveReyyan
Ne zaman bir çiçek görsem kokusunu hissettiğimi söyle ona. Birde affetsin beni... Baykar Can Sağlığı Vakfı ♡
Şükür Defteri Oluşturmaya Ne Dersiniz?
​Geçenlerde harika bir bilimsel çalışmaya denk geldim: Yirmi insanı 21 günlük bir kampa alıyorlar ve her gün şükran duydukları 5 şeyi defterlerine yazmalarını istiyorlar. Süreç bittiğinde o insanların hayata çok daha olumlu baktıkları, hatta kan basınçlarının ve kalp ritimlerinin bile düzeldiği görülüyor. Bilim bize açıkça söylüyor: Şükretmek kalbe şifadır. ​Aslında bilimin bugün keşfettiği bu mucizeyi, bizler inancımızın ve hayatımızın merkezine taşıyabiliriz. Zaten Rabbimiz Sebe Suresi 13. ayette şöyle buyuruyor: “Ey Dâvûd ailesi! Şükür için çalışın. Kullarımdan hakkıyla şükredenler pek azdır.” ​Şükretmek sadece dilde kalan bir kelime değil; bir farkındalık, ruhun bir çabası. Biz de başucumuza küçük bir defter koysak ve her günün şifasını oraya not etsek ne güzel olurdu değil mi? Böylece hem Rabbimizin o "pek az olan" şükredici kullarından olabilmek için samimi bir adım atar hem de kendi ruhumuza ve bedenimize en güzel iyiliği yapmış oluruz. ​Çünkü kalpten taşan bir şükür, hem en güzel kulluk hem de insanın kendine verebileceği en zarif hediyedir.
1000Kitap
Reklam
VATAN SAĞ OLSUN…
Bugün şehitlikteydim. Musa abinin de toprağını sularken çiçeklerin arasına iliştirilmiş küçük bir not gördüm: "Anneler günün kutlu olsun oğlum." O an içimde tarif etmesi zor bir sızı hissettim. Bir annenin, Anneler Günü'nde oğlundan çiçek almayı beklediği bir günde, elinde çiçeklerle oğlunun mezarına gelmesi ne ağır bir imtihan... Oğlunun ona uzatması gereken çiçeği, o; buz gibi mermerin ardında yatan evladına getirmişti. Musa abinin annesi her sabah şehitliğe gelir, oğluyla konuşur, hasretini toprağa anlatır. Bu not da o hasretin sessiz bir haykırışı. Bir annenin kalbinde yıllar geçse de dinmeyen özlemin, kapanmayan yaranın satırlara dökülmüş hâliydi. Şehitlikten ayrılırken anladım ki acı, sadece düştüğü yeri yakmıyor.Eğer insanın yüreği hâlâ hissedebiliyorsa, o ateş hepimizin içine dokunuyor. Çünkü bazı anneler için evlat hasreti hiç bitmiyor; bazı bayramlar, bazı özel günler hep biraz eksik kalıyor.
1000Kitap
Bir insanın ellerini memleket yapacak kadar sevmek...
Bir insanın ellerini avcunun içine alıp derince koklamak... Bir insanın ellerini koklayacak kadar sevmek... İşaret parmağını elinin üstündeki kırışıklıklarda gezdirmek; O yeşil damarlarda, yaşamasına dair ümit veren her şey gibi onları dahi sevmek, başını okşamak... Çehresindeki kırışıklıkları yeriyle ezberlemek... Bir insana bakarken göz içlerinde hayatın yeniden doğması, Göğüs kafesinin yerleşkesine cıvıl cıvıl ailelerin taşınması, Sokakların çocuklarla dolması... Bir insana bakarken mimiklerin havada asılı kalması, Her şey gibi... Ve göz kenarlarından ince, narin dalların sarkması... ​Bir insana bakarken göz kenarlarındaki sarkan dallardan çiçekler açması... Gülerken güldüğünü dahi fark edememek, Uzaklaştığın her saniye nefesinin daralması... Bir insanı severken masumlaşmak; Rüzgârın herkesin arkasından, senin ise yüzünden vurması... Bir insanı severken sevmediğin şeyleri bile sahiplenmelerinin olması... Bir insana doğru yürürken göz göze geldiğin ilk an, göz kenarlarındaki dalların birbirini selamlaması... Gözlerin gülümsemekten kısıldıkça görüş açının sadece o insan olması... Bir insanı bildikçe yaşadığına şükretmek, Onunla denk geldiğin çağı dahi sevmek... Bir insanın ellerini avcunun içine alacak kadar memleket yapmak... Her şeyden öte...
1000Kitap
Teslimiyetin huzuru...
Dün arkadaşımın nişanı vardı. Fotoğraf makinemiz olduğu için dışarıdan birini tutmak istemedik ama bizim makine tam nişan sabahı çalışmayacağı tuttu.Hemen makinelerim dilinden anlayan Hüseyin Amca’ya götürdüm, "Bir saat sonra gel kızım,bir bakayım ben." dedi. ​O sırada ezan okundu, ben de namaza geçtim. Ama içimde öyle bir huzursuzluk var ki anlatamam; sürekli nişanı düşünüp duruyorum. Namaz bittikten sonra birden Nurullah Genç’in teslimiyeti anlattığı o videosu aklıma geldi. O an biraz rahatladım ve içtenlikle teslim oldum; "Allah’ın daha güzel bir planı vardır" dedim. ​Hüseyin Amca’nın yanına döndüğümde içeride birine vesikalık çekiyordu. Beni görünce, "Kızım her şeye baktım, sıkıntı yok ama makine açılmıyor" dedi. Tam o sırada, vesikalık çektiren kişi aniden bana döndü ve "Ben sizi tanıyorum" dedi. Meğer bir gün oğlunu ateşli bir şekilde hastaneye getirdiklerinde, çocuk beni görünce sarılmak istemiş, ben de sarılmışım ve çocuk bir nebze de olsa sakinleşmiş.Bunu hatırlattı ve "Benim bir tanıdığımın makinesi var, rica etsem bir günlük verir" dedi. ​Hemen aradı ve makinenin sahibi emanet etmeyi kabul etti. Gidip aldık ki, elimizdeki makineden kat kat daha güzel, harika bir cihaz.Sayesinde nişanda çok güzel fotoğraflar çektik. ​İşte o an, teslimiyetin verdiği o huzuru iliklerime kadar hissettim. Elhamdülillah.
1000Kitap
Reklam