" Eğitim alanında yılların birikimlerinin "geleneksel", "klasik", "ezberci", "öğretmen merkezli gibi kalıplayıcı ifadelerle öte kileştirildiği ve eğitime klişe sloganların bulaştırıldığı bir dönemden geçiyoruz. Yüzeysel değerlendirmelerle, basit genellemelerle, efsaneleştirilen sığ modellerle bütün bu kavramsal çerçeveler altüst edilerek, eğitim alanı adeta tarumar edilmektedir. Eğitim, öğrenmenin ve keşfetmenin gerçekleştiği bir kurum iken, artık sertifika ve belge sunmaya başlayan ünitelere dönüşen yapısıyla telaş ve koşuşturmacanın bir aracı haline gelmektedir...."
".......Öncelikle Türkiye'deki eğitim sisteminin bariz bir çerçeve problemi yaşadığına inanıyorum. Adeta eğitimin çerçevesi dağılıyor. Bunun yanında, eğitimin gidişatını izleyen, gerektiğinde takdir eden veya tepki gösteren akademik, dört başı mamur bir çevrenin olmayışı da bir başka sorun.
Ülkemizde bu kadar eğitim fakültesi ve buralarda çalışan yüzlerce akademisyen var. Ama siz, eğitimde akademik bir çevrenin yokluğundan söz ediyorsunuz?
Evet; akademisyenlerin, bu kurumlarda eğitime dair herhangi bir hakikati ortaya koymaktan çok, kariyer basamaklarında yükselmek amacıyla bulunduklarını düşünüyorum......."
"...Bilimin paradigması, bilim insanlarıyla ortaya çıkar ve değişir. O halde, eğitim çerçevesi için de bir bilimsel eğitimci topluluğunun olması gerekmez mi?..."
"....Koşulların yetersiz olduğu zamanlarda bile, belirli bir çerçeveye göre hareket edildiği için Millet Mektepleri, Köy Enstitüleri, Öğretmen Okulları gibi başarılı, tarihe mal olmuş eğitim kurumları ortaya çıkabilmiştir. Diğer taraftan, sağlam bir çerçevenin temel alınmadığı dönemlerde, ne yapılırsa yapılsın, kalıcı iz bırakan bir kurum ortaya çıkmamıştır."