Nietzsche huzurlu ve mutlu olabilmek için insanın inanması ve iman etmesi gerektiğini ama hakikatı bulmak isteyen insanların ise bu huzurdan vazgeçmeleri ve acı çekmeye mahkum olduklarını düşünür. Fakat hakikat ve sorgulama beraberinde ızdırap getirir. Kendinize şöyle sorabilirsiniz; insan inanmasına rağmen, yeteri kadar iman etmediği ve tanrısına layık olamadığı için huzursuz olamaz mı? Bundan acı çekemez mi? Bence, çekebilir fakat sizce de bu acıyı mutlu olmak için çekmiyor mu? Bu, cennet için yani sonsuz mutluluk için çekilen acı değil midir? Peki tanrısız bir insan, bir gün yok olacağını bile bile mutlu olabilir mi? İşte tam bu noktada Nazım Hikmet’in şu sözleri geliyor aklıma.
İnsan, öleceğini bile bile nasıl yaşar? Ya çıldırır ya da öleceğini unutur.
Alıntı.
İstiyorum ki bizim başımıza gelenler dünyada şimdiye kadar kimsenin başına gelmemiş olsun. Senden, bütün dünyayı sarsan hareketler beklediğimi, bilmem nasıl anlatsam?