Ağlasam sesimi duyarmısınız, mısralarımda
Dokuna bilir misiniz gözyaşlarıma, ellerinizle
Bilmezdim, şarkıların bu kadar güzel
Kelimelerin yetersiz olduğu bu derde düşmeden önce
Bir yer var biliyorum
Her şey söylemek mümkün
Epeyce yaklaşmışım
Duyuyorum anlatamıyorum, anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyarmısınız, mısralarımda
Dokuna bilir misiniz gözyaşlarıma, ellerinizle
Bilmezdim, şarkıların bu kadar güzel
Kelimelerin yetersiz olduğu
Bu derde düşmeden önce
Bir yer var biliyorum
Her şey söylemek mümkün
Epeyce yaklaşmışım
Duyuyorum anlatamıyorum, anlatamıyorum.
Müslüman Gürses.
Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.
Sanki; öksürsem çıkacak şu dünyanın pisliği.
Üzerimde yıllanmış bir kitabın izleri.
Birazda küllükte kalmış sigaranın izmariti.
Yarım yamalak ve tamamlası eksik bir cümle gibi.
Seni seviyorum diyorum ama 'seni' bulamıyorum.
Kiracısı olmuşum kendi evimin.
Yalancısıymış gibi duvarlarına dokunamıyorum, senden izleri taşıyor.
Derin, derin.
Sessizleşiyorum.
Sonra ıssızlaşıyor,
Yalnızlaşıyor.
Ve bir ses bekliyorum.
Bir ıslık çalsan, sonra senin dışında hersey kaybolsa!
Erva...